Dismantling Descartes’ Cogito: Samuel Beckett’s Subversion of the Cartesian Subject in Endgame


Creative Commons License

Albayrak G.

Edebiyat ve Beşeri Bilimler Dergisi, sa.77, ss.164-173, 2026 (TRDizin)

Özet

Bu makale, Samuel Beckett'in Oyun Sonu adlı eserini, cogito ergo sum ifadesi ile simgeleşen

Kartezyen özne modelinin derin bir teatral altüst edilişi olarak inceler. Zamanın durduğu, dilin

bozulduğu ve ilişkisel yapıların bağımlılık ritüellerine dönüşerek katılaştığı bir post-apokaliptik

dünyada, Beckett, özerk, tutarlı, rasyonel benlik anlayışını ortadan kaldırır. Bunun yerine,

parçalanmış, hareketsiz ve zorunlu olarak performatif olan karakterler varlıklarını düşünceyle değil,

söz edimleri, tekrar, anlatı ve iktidar ilişkileri aracılığıyla ortaya koyarlar. Descartes'ın cogito'su,

Beckett'in karşı-formülasyonlarıyla kırılır: narro ergo sum, regno ergo sum, ve ago ergo sum; bunların

her biri, metafiziksel kesinliğin yitmiş olduğu bir boşluktaki varoluşun kırılgan ve ironik bir yolu olarak

karşımıza çıkar. Yakın okuma ve metin çözümlemesi aracılığıyla, bu makale, dilin anlam taşıyan bir

araç olarak değil, sessizliğe karşı bir kale olarak nasıl işlediğini; kimliğin, asimetrik karşılıklı bağımlılık

aracılığıyla nasıl ortaya çıktığını ve hafıza, performans ve fiziksel jestlerin, ontolojik kriz içindeki

bireyler için varoluşsal iskele olarak nasıl hizmet ettiğini irdeler. Beckett'in oyunu, böylece Kartezyen

benliğe karşı sert bir eleştiri sunarken, benliğin keşfedilmediği, ancak silinmeye karşı sürekli olarak

inşa edildiği bir direniş tiyatrosu sahneler.

This article examines Samuel Beckett’s Endgame as a profound theatrical subversion of the Cartesian

model of subjectivity epitomized by the dictum cogito ergo sum. In a post-apocalyptic world where time

has stalled, language has decayed, and relational structures have calcified into rituals of dependency,

Beckett dismantles the notion of the autonomous, coherent, rational self. Instead, his fragmentary,

immobile, and compulsively performative characters assert their existence not through thought but

through speech acts, repetition, narrative, and power relations. The Cartesian cogito is refracted into a

series of Beckettian counter-formulations: narro ergo sum, regno ergo sum, and ago ergo sum, each of

which is a fragile and ironic mode of being within a void stripped of metaphysical assurance. Through

close reading and textual analysis, this study explores how language functions not as a vehicle of

meaning but as a bulwark against silence, how identity emerges through asymmetrical

interdependence, and how memory, performance, and physical gestures serve as existential scaffolding

for subjects in ontological crisis. Beckett’s drama thus offers a rigorous critique of Cartesian selfhood

while staging a theatre of endurance in which the self is not discovered but incessantly fabricated in the

face of erasure.