Political Economy of Eastern Mediterranean and TRCN, Gazimagusa, Kıbrıs (Kktc), 17 - 18 Ekim 2024, ss.1-3, (Özet Bildiri)
Yeni Doğu Akdeniz Jeopolitik Bölgesi ve Türkiye’nin Kıbrıs
Politikası
Orta Doğu artık geçerli bir kavram değildir. Orta Doğu
kavramsal olarak bugün Jeopolitik bir bölge ifade etmiyor. Yeni dünya ve yeni
jeopolitik algı Doğu Akdeniz’i siyasal ve jeopolitik gerçekliğe daha uygun bir
kavram olarak öne çıkarıyor. Doğu Akdeniz, zengin doğal gaz kaynaklarının
paylaşımı üzerinden gelişen Doğu Akdeniz’in materyal jeopolitiği üzerinden
sıkça analizlere konu olmaktadır. Enerji nakil hatları ve ulaşım yolları Doğu
Akdeniz jeopolitiğini ayrıca önemli kılmaktadır. Doğal kaynaklar üzerine
bölgede ortaya çıkan güç mücadelesi ve deniz alanlarının paylaşımı bu anlamda
temel bir mesele olarak öne çıkmaktadır. Diğer yandan İsrail’in bölgede kural
ve sınır tanımayan ve kuvvet kullanmaya dayanan politikaları ise Doğu Akdeniz
bölgesini kimliksel olarak da yeni anlam haritaları üzerinden şekillendirmektedir.
Sonuç olarak Doğu Akdeniz jeopolitik bölgesi materyal ve kimliksel olarak köklü
biçimde dönüşmekte ve çok önemli bir mücadele alanına dönüşmektedir. Yeni siyasal dünyada Doğu Akdeniz bölgesi
merkezi bir önem kazanmaktadır.
Kıbrıs Adası Doğu Akdeniz’in kalbinde yer almaktadır. Bölgeye
Orta Doğu kavramı ekseninde yaklaşıldığında Kıbrıs jeopolitik olarak marjda yer
almaktaydı. Buna karşın yeni jeopolitik
gerçekliğin Doğu Akdeniz kavramını öne çıkardığı bugünün koşullarında artık
Kıbrıs, bölge siyaseti için jeopolitik bir merkez niteliği göstermektedir.
Dolayısıyla Kıbrıs üzerinde gelişen siyasi kontrol mücadelesi gerek büyük
güçler düzeyinde gerekse bölgesel güçler bağlamında büyük önem kazanmaktadır.
Kıbrıs adası üzerinde tesis edilecek siyasi kontrol, şüphesiz Doğu Akdeniz
jeopolitik mücadelesinde belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.
Yukarıdaki çözümlemeyi yapabilmek için büyük güçler arası
kapasite dağılımına dayanan materyal yapı ile jeopolitik bölgelerin ortaya
çıkmasını açıklayan kimliksel ve sosyal bölgesel yapıların ilişkisini açıklamak
doğru bir başlangıç olacaktır. Bu analiz öncelikle dünyanın çok kutuplu bir
materyal yapıya evrildiğini ve yeni çok kutuplulukta bölgeler ve bölgesel
güçlerin ortaya çıkmakta olduğunu açıklamayı gerekli kılmaktadır. Büyük
güçlerin artık bölgesel ittifaklara olan ihtiyacı çok daha fazla artmaktadır.
Büyük güçlerin küresel ağırlıklarını korumaları yeni jeopolitik bölge
siyasetlerine ve müttefiklerine bağımlı hale gelmektedir. Dünya siyasetinde
büyük güçler mücadelesi, bu anlamda yeni jeopolitik bölgeler üzerinde
gelişecektir. Bu nedenle jeopolitik, artık materyal bir analiz alanı olmaktan
daha çok, kimliksel bir içerik kazanmaktadır.
Yeni jeopolitik bölgeler ve bölgesel güçler, materyal olduğundan daha
fazla kimliksel esaslar da belirlenmektedir. Kimliksel iletişim yeni jeopolitik
bölgelerin kimliksel fay hatlarını oluştururken diğer yandan materyal kaynaklar
üzerinde gelişen mücadelelerin de anlamlandırılmasını sağlamaktadır. Bir bakıma
Huntington’ın Medeniyetler Çatışması tezinin temel varsayımları
doğrulanmaktadır.
Türk Dış Politikası bu geçiş döneminde anlamsal bir krizle
karşı karşıyadır. Soğuk Savaş’ın ittifak ilişkileri içinde yapılanmış ve ana
politik gelişim yönleri bu şekilde belirlenmiş olan Türk Dış Politikası, yeni
jeopolitiğin yapısal baskıları karşısında zorlanmaktadır. NATO içerisinde ABD
ve AB ile kurulmuş örgütsel ve stratejik ilişkiler, yeni Doğu Akdeniz
jeopolitiğinin meydan okumalarına cevap vermekte yetersiz kalmaktadır. Hatta yeni
Doğu Akdeniz jeopolitiği, Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan kalan müttefiklerinin
Türkiye’yi ötekileştiren bir siyasi pozisyona kaymalarına da neden olmaktadır.
Bu kayma aynı zamanda ABD ve AB’nin bölgesel müttefiklerinin Türkiye’ye karşı
cesaretle düşmanca davranabilmesine de ortam ve imkan sağlamaktadır.
Türk Dış Politkası’nın Soğuk Savaş döneminde bir anomalisi
gibi görünen Türkiye’nin Kıbrıs politikası, bugünün yeni Doğu Akdeniz
jeopolitiğinin siyasal ve sosyal gerçekleriyle çok daha uyumludur. Soğuk Savaş
döneminde Türkiye’nin büyük riskler göze alarak gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış
Harekatı ve devamında izlediği politika, Batılı güçlerin büyük tepkisiyle
karşılaşmıştır. Sovyetler Birliği’nin öteki olarak kabul edilmesine dayanan
Soğuk Savaş bölünmesinde yaşanan bu gelişmeler Türkiye’yi Batı ittifakında
yalnızlaştıracak sonuçlar doğurmuştur. Türk Dış Politikasında stratejik
özerklik eğilimine işaret eden Türkiye’nin Soğuk Savaş dönemi Kıbrıs politikası,
Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde stratejik öteki olarak konumlandırılması
sürecini tetiklemiştir. Bu gerekçelerle Soğuk Savaş siyasal yapısı içinde
Türkiye’nin Kıbrıs politikasının rasyonel temelde eleştirisi sıklıkla
yapılmıştır. Bu eleştiri zemini zaman içinde Türkiye’de de karşılık bulmuştur.
Buna karşın Türkiye’nin Soğuk Savaş mantığına tamamen ters
görünen Kıbrıs politikası bugün Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikasının temelini
oluşturmaktadır. O dönem büyük zorluklar içinde atılan siyasal ve askeri zemin
bugün Türkiye’nin yeni Doğu Akdeniz jeopolitiğine adaptasyonunu çok
kolaylaştırmaktadır. Türk Dış Politikası’nın Soğuk Savaş sonrası çok kutuplu
siyasal dünyaya geçişi tarihsel süreçte gelişen Kıbrıs politikasının geleneksel
eğilimleri üzerinden gerçekleşebilecektir. Bunun bir sonucu olarak Türk Dış
Politikası Doğu Akdeniz jeopolitik bölgesine yönelirken Kıbrıs politikasını
tahkim edebildiği ölçüde kendine stratejik olarak sağlam bir zemin yaratabilecektir.