Deprem Temelli Zorunlu Göçün Büyükşehirlerdeki Sosyal Yapıya Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme


Creative Commons License

GÜNEŞ P., KAYA N., TANRIVERMİŞ Y.

11. Ulusal Sosyoloji Kongres, Bursa, Türkiye, 17 - 19 Eylül 2025, ss.128, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Bursa
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.128
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Ankara Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Türkiye, aktif fay hatları üzerinde konumlanmış yapısıyla tarih boyunca pek çok yıkıcı depreme sahne olmuş; bu afetler sadece fiziksel değil, aynı zamanda sosyolojik ve demografik düzeyde de derin etkiler yaratmıştır. Özellikle 6 Şubat 2023 tarihlerinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, 11 ili doğrudan etkileyerek çok büyük bir kitlenin zorunlu göç hareketine girmesine neden olmuştur. Bu çalışmada, söz konusu kitlesel yer değiştirme hareketliliğinin büyükşehirlerde yol açtığı sosyal, demografik ve mekânsal dönüşümler incelenmiştir. Deprem sonrası coğrafi hareketlilik, İstanbul, Ankara, Mersin, Antalya ve İzmir gibi metropollerde hızlı nüfus artışını tetiklemiş; bu durum kentlerin barınma kapasitesi, altyapı yeterliliği ve sosyal hizmet sunumu üzerinde ciddi baskılar yaratmıştır (Yücel, 2023; Eraydın & Tasan-Kok, 2013). Göç eden bireylerin çoğunlukla düşük gelir gruplarından olması, var olan sosyal eşitsizliklerin daha da belirginleşmesine yol açmış; aynı zamanda işgücü piyasasında informal çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasını beraberinde getirmiştir (Kalkınma Atölyesi, 2023). Bu bağlamda çalışma, zorunlu göçün mekânsal etkilerinin ötesine geçerek, demografik yapıda meydana gelen değişimlere gelir dağılımı üzerindeki etkilerine, sosyal uyum ve dışlanma pratiklerine odaklanmaktadır. Çalışmada Castles (2003) ve Zetter (2007) gibi araştırmacıların ortaya koyduğu zorunlu göç dinamikleri ile Lefebvre'in mekânın üretimi kuramı çerçevesinde, yerinden edilen bireylerin kentsel alanlarda nasıl yeni mekânsal ve toplumsal kimlikler inşa ettiği tartışılmaktadır. Çalışma nitel yöntemlere dayandırılarak; göç eden bireylerle göç edilen şehirlerde yaşayan yerleşik halkla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek, içerik analizi ile değerlendirilme yapılmıştır. Bu yöntemle, yalnızca nesnel değişimlerin değil, aynı zamanda afet sonrası deneyimlenen “yeni kentlilik halleri”nin sosyolojik anlamları da ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, afet sonrası zorunlu göç, Türkiye’nin büyükşehirlerinde yalnızca fiziksel yoğunluğu değil; aynı zamanda sosyal dokuyu, kent yönetimini ve mekânın kullanımı biçimlerini de yeniden şekillendirmiştir. Göç eden nüfusun barınma, işgücü piyasasına katılım ve sosyal hizmetlere erişim gibi temel alanlarda yaşadığı sorunlar, kentlerde yeni kırılganlık biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı zamanda, yerel halk ile göçmenler arasında dayanışma, adaptasyon ya da çatışma gibi sosyal dinamikler belirginleşmiştir.

Turkey, situated along active fault lines, has historically experienced numerous devastating earthquakes; these disasters have produced profound impacts not only in physical terms but also at sociological and demographic levels. The earthquakes centered in Kahramanmaraş on 6 February 2023 directly affected 11 provinces and triggered a large-scale movement of forced migration. This study examines the social, demographic, and spatial transformations generated by this mass displacement in major metropolitan cities. Post-earthquake mobility has accelerated population growth in metropolises such as İstanbul, Ankara, Mersin, Antalya, and İzmir, placing significant pressure on urban housing capacities, infrastructure adequacy, and the provision of social services (Yücel, 2023; Eraydın & Tasan-Kok, 2013). The fact that most migrants belong to low-income groups has further sharpened existing social inequalities and has contributed to an increased prevalence of informal labor practices in local labor markets (Kalkınma Atölyesi, 2023).

In this context, the study goes beyond the spatial effects of forced migration by focusing on demographic changes, income distribution, and the dynamics of social cohesion and exclusion. Drawing on the forced migration frameworks of scholars such as Castles (2003) and Zetter (2007), as well as Lefebvre’s theory of the production of space, the study interrogates how displaced individuals construct new spatial and social identities within urban settings. Employing qualitative research methods, in-depth interviews were conducted both with migrants and with long-term residents of the cities receiving migration flows; the interviews were subsequently evaluated through content analysis. This approach allows not only for documenting objective transformations but also for revealing the sociological meanings of the “new urbanities” experienced in the aftermath of disaster. In conclusion, post-disaster forced migration has reshaped not only the physical density of Turkey’s metropolitan areas but also their social fabric, urban governance dynamics, and patterns of spatial use. Difficulties faced by migrant populations—particularly concerning housing, participation in labor markets, and access to social services—have produced new forms of urban vulnerability. At the same time, emerging social dynamics between local residents and newcomers have manifested in varying forms of solidarity, adaptation, and tension.