18. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi, Ankara, Türkiye, 24 - 26 Eylül 2025, ss.82-83, (Özet Bildiri)
Yeni iletişim teknolojileri ve bu teknolojilerin sağladığı olanaklarla gelişen ve yaygınlaşan dijital sosyal ağlar, son yıllarda konvansiyonel iletişim araçlarının neredeyse ikamesi haline gelmiştir. Bu dijital sosyal ağlar, ilk çıkışında kullanıcılarına eski arkadaşlarına, akrabalarına ulaşma şansı tanıyan eğlencelik araçlar olarak işlev görse de, günümüzde habercilikten reklama, el ilanlarından seçim propagandasına, kitlesel manipülasyondan pazarlamaya kadar pek çok birbiriyle alakalı alakasız faaliyetin mecraları haline gelmiştir. Bu haliyle Facebook, Instagram, X (Twitter), TikTok, Youtube gibi sosyal ağlar, hem iletişim alanını domine eder hale gelmiş hem de küresel sermaye gücünü ciddi ölçüde arttırmıştır. Bu sosyal ağlar, diğer kullanım amaçlarının yanı sıra dindar kesimler tarafından da inançların tebliği ve yaygınlaştırılması için de kullanılır hale gelmiştir. Geçmişte popüler vaizlerin vaaz kasetleri geniş bir inanan kitlesinin içinde elden ele dolaşıp, bu vaiz ve din adamlarının kitapları yaygın bir okur kitlesi kazanırken, bugün popüler ve yer yer sarkastik ve sansasyonel vaazlar veren vaizler takipçileri milyonları bulan Youtuber’lar ve Instagram fenomenleri haline gelebilmektedir. Zira inançlı inançsız, dindar seküler, fundamentalist ateist fark etmeksizin neredeyse herkesin mutlaka aktif olarak kullandığı bir sosyal medya hesabı var ve bu hesaplarda herkes sadece dini duygu ve düşüncelerini değil özel hayatını da paylaşıyor. Kadın erkek fark etmeksizin paylaşılan bu özel hayatlara dair içeriklerin dinen mahrem ya da namahrem olduğu pek de önemsenmiyor. Zira sosyal medyada var olmanın dayanılmaz cazibesi, çoğu zaman dinen yasak olan unsurları teşhir etme arzusuna galebe çalıyor. Bu öngörü ve saptamaların ilhamıyla yola çıkılan bu araştırmada Fransa Paris’teki dindar Türk Müslüman çevrelerin sosyal medya kullanım pratikleri ve bu sosyal medya kullanım pratiklerinin dini sosyalleşmeye etkileri incelenmiştir. Bunun için Paris’te bulunan Sünni Dindar-Müslüman-Türk diasporayı temsil edebileceği varsayılan cemaat ve tarikatlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Paris Şubesi (DİTİB Paris) Müsteşarıyla bir ön görüşme yapılmıştır. Bu ön görüşmenin ardından elde edilen bilgi ve yönlendirmeyle Paris çevresinde en az üç cemaat-tarikatın etkili olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bunlardan birinci sıradaki Süleymancılar, ikincisi Milli Görüş Teşkilatı, üçüncüsü de Semerkand Grubu’dur. Diyanet yetkilisi her ne kadar kendilerinin her cemaatten yetkiliyle temas halinde olduklarını bildirse de, sadece Milli Görüş Teşkilatı’nın dışarıdan gelen kişilerle görüşmeye açık olduğunu dile getirmiştir. Bu bilgi ve yönlendirmeyle Milli Görüş Teşkilatından sadece bir kişiyle görüşülebilmiştir. Süleymancılar grubundansa hiçbir kontak bilgisi sunulmamış, bu gruptan ancak bir kişiyle kişisel bağlantılar yoluyla görüşme yapılabilmiştir. Daha fazla kişiyle görüşme talebimse telefonlara ve mesajlara yanıt vermeme, oyalama gibi pasif yollarla reddedilmiştir. Ne var ki, yine Diyanet Müsteşarının verdiği bilgiden yola çıkarak DİTİB’in her ne kadar devlet destekli bir kuruluş olsa da, diğer cemaatlerle eşit önemde bir tikel cemaat olduğu anlaşılmıştır. Bu saptamadan yola çıkarak Diyanet bünyesinde görev yapan farklı meslek ve eğitim seviyesine sahip ve merkezde bulunan camiye devam eden cemaatten toplam on kişiyle de görüşme yapılabilmiştir. Kişilerle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmış ve bu görüşmeler anket uygulamasıyla desteklenmiştir. Elde edilen bulgular, cemaatlere mensup kişilerin sosyal medya araçlarını dini sosyalleşme maksadıyla kullanıp kullanmadıklarını, bu maksat dışında kullanılıyorsa bu kullanım pratiğini dinen nasıl yorumladıklarını değerlendirmeyi desteklemek için kullanılmıştır.