Neonatal Dönemde Saptanan Kardiyovasküler Sistem Patolojileri


Creative Commons License

Kaynak Şahap S., Fitoz Ö. S.

Türk Radyoloji Seminerleri, vol.9, no.3, pp.315-332, 2021 (Peer-Reviewed Journal)

Abstract

Konjenital kalp hastalıkları (KKH), canlı doğumların yaklaşık %1’inde görülür. Başlıca siyanotik ve asiyanotik olarak sınıflandırılır ancak çok sayıda alt grubu da barındıran oldukça heterojen bir hastalık grubudur. Bir kısmı erişkin döneme kadar bulgu vermeyebilirken birçoğunda ise hemen doğum sonrasında başlayan semptomlar izlenebilir. Ağır yapısal anomalilerde tanı fetal dönemde konulurken yenidoğan döneminde semptomatik olanlarda da tablo ağırdır ve siyanoz başta olmak üzere, solunum güçlüğü ve ciddi hemodinamik bozukluk gözlenebilir. Ancak yenidoğanda yalnızca üfürüm varlığı ile prezante olan KKH da mevcuttur [1, 2]. Ekokardiyografinin (EKO) yeterli akustik pencerenin sağlanabildiği yenidoğan dönemindeki üstünlüğü tartışılmazdır ve çoğu zaman tanı ve tedavi planını belirlemede yeterli bir yöntemdir. Ancak en tecrübeli ellerde bile, EKO ile çözümü zor olgular söz konusu olmaktadır. Kardiyak kateterizasyon son derece değerli bir yöntem olmakla birlikte invaziv özelliği, genel anestezi gerekliliği ve yenidoğanların radyasyon ve iyotlu kontrast maddelere karşı duyarlılığının daha yüksek olması gibi bilindik dezavantajlara sahiptir. Bu nedenle BT ve MR görüntüleme, tanısal kateterizasyon ihtiyacını büyük ölçüde azaltarak KKH olgularının değerlendirilmesinde artan sıklıkla kullanım alanı bulmuştur ve tek başına EKO ile cevaplandırılamayan olgularda anlamlı tanısal katkı sağlamaktadır [3]. Bu derlemede öncelikle kardiyak anatomiyi doğru tanımlayabilmek adına kısaca segmental yaklaşımdan bahsedilecek ve sonrasında BT ve MR çekim teknikleri ile yenidoğan dönemindeki farklılıklara değinilecektir. Ayrıca yenidoğan döneminde başlıca radyolojik görüntüleme endikasyonları örnekler üzerinden aktarılacaktır