Toplum ve Gazetecilik İlişkisi Üzerine Bir Kavramsallaştırma Girişimi: “Halkın Haber Olma Hakkı”


Bulut G.

Yeni Medya Çalışmaları 6. Ulusal Kongre, Eskişehir, Türkiye, 16 - 17 Kasım 2023, ss.2-6, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Eskişehir
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.2-6
  • Ankara Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu çalışma yurttaşlık ve gazetecilik ilişkisini habere karar verme ve habere konu olma süreci çerçevesinde tartışmaktadır. Habercilikle ilgili pek çok kavramın refah devleti döneminin toplumsal koşullarında ve bu koşullardaki meslek pratiği içinde üretildiği bilinmektedir. Gazetecilik mesleğinin temel ilkesi olan kamuoyunun doğru şekilde bilgilendirilmesi sorumluluğu toplum açısından “haber alma hakkı” şeklinde tanımlanmaktadır. Gazetecilerin halkın haber alma hakkını gerçekleştiriyor olduğu varsayımı gazetecilik mesleğinin kamusal karakterini oluşturmaktadır. Bununla birlikte haber alma hakkı toplumun bilgilendirilmesi sorumluluğu kadar gazetecilerin de habere, kaynaklara ve gerekli tüm bilgilere ulaşma hakkı anlamına da gelmektedir. 

 

Bu kapsamda gazeteciler demokratik bir kamuoyunun oluşabilmesi için ihtiyaç duyulan doğru bilgiye toplum adına ulaşmaya çalışmakta ve toplum yararına bilgi üretmektedir. Bu haliyle “haber alma hakkı” toplumun gazetecilere, deyim yerindeyse, “devrettiği” bir hak olarak görünmektedir. Etik değerler ve meslek ilkeleriyle belirlenerek garanti altına alındığı düşünülen bu hakkın kullanımı veya engellenmesi durumlarında gazetecilik mesleğinin pratik alanı tartışılıyor olmaktadır. Dolayısıyla toplumun “haber alma hakkı” gazetecilik pratiğinin yapılabilme koşullarına doğrudan bağlı hale gelmektedir. Bu noktada gazetecilik endüstrisini ve mesleğini belirleyen koşullar göz ardı edilebilmektedir. Medya sermaye sahiplerinin siyasi iktidarla ilişkileri ve kar odaklı ticari faaliyetlerinin geliştirilmesi gibi gerçekliklerle belirlenen yayın politikaları ve haber değeri kabulleri günümüzde gazeteciliğin kamusal sorumluluğunun geri plana itilmesine, haber alma hakkının gazetecilik pratiği içinde engellenmesine neden olacak örnekler de üretmektedir. 

 

Özellikle deprem gibi afet durumları ile toplumsal kriz ve isyan dönemlerinde halkın haber alma hakkının, sözü edilen ilişkiler içinde yürütülen gazetecilik mesleğinin bizatihi kendisi tarafından da engellendiği görülebilmektedir. Yakın tarihte Gezi Direnişinde ve 2023 yılının Şubat ayında Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığı bölgelerde oldukça belirgin örneklerinin görüldüğü bu engeller toplum tarafından da tepkiyle karşılanmaktadır. Örneğin Gezi Direnişi döneminde ortaya çıkan “Penguen medyası” ifadesinin halkın haber alma hakkının medya yöneticileri tarafından engellenmesine bir tepki olarak doğduğu söylenebilir. 

 

Böylesi dönemlerde toplumun gazetecilik kurumlarına ve gazetecilere tepkisi, yalnızca haber alma hakkı ile sınırlı kalmamakta neyin haber olacağı ya da haberlerde hangi unsurların yer alacağı ile ilgili bir talep olarak da kendini göstermektedir. Belirgin olarak kriz dönemlerinde krizin medyada yeterince yer bulmayışı ya da haberlerde krizin toplumsal boyutlarının üzerinin örtülmesi gibi eğilimler arttıkça, bu konuda tepki ve talepler de yükselmektedir. Krizi doğrudan yaşayanların, kendileri hakkında yapılan eksik ya da dolayımlı haberler yerine doğrudan öznesi olacakları şekilde haberler yapılmasını talep ettiği örneklerin sayısı özellikle son yıllarda oldukça artmaktadır. Yine Gezi Direnişinde kalabalık bir topluluğun NTV binası önüne giderek kendilerinin yayına alınmasını istemeleri ve bulundukları yere kamera gönderilerek canlı yayına katılmaları deneyimi hatırlanacaktır. Deprem bölgesinde de yine benzer örnekler yaşanmıştır. Halkın canlı yayınlar sırasında muhabirlerin önüne geçerek durumlarını ve taleplerini iletmeleri, muhabirlerin tuttuğu mikrofonlara müdahale ederek almaları gibi anlar da yaşanmaktadır. Bu örneklerin yalnızca bir “yayın krizi” veya anlık tepkiler olarak değerlendirilmesi yaşanan sürecin eksik kavranmasına neden olacaktır. Halkın haber izleme pratiklerinin ve haberciliğe bakışının dönüşümü ile gazetecilerin toplum nezdindeki güvenirliğinin sürekli düşüşü dikkate alındığında, kriz dönemlerinde görülen bu örnekler genel bir talebin görünür sıçrama anları olarak değerlendirilebilir. Refah devletinin tasfiyesi ve neoliberalizmin derinleşmesiyle birlikte ele alındığında bu tür tepkilerin artacağı ve genelleşeceği de beklenebilir.  

 

Haber kuruluşlarının hangi bilgileri, nasıl ve ne kadar haber yapması gereğine ilişkin bu talepler, toplumun, yurttaşlık kamusunun oluşumuna fiili katılımı şeklinde de değerlendirilebilir. Böylece, hakkında haberler üretilen ve “haber alma hakkı” kavramında pasif ve belirlenen bir faktör olan halk, kendisi hakkında haber üretilmesini talep ederek aktif ve belirleyen bir özneye dönüşmektedir. 

 

Buradan hareketle bu çalışma, halkın aktif bir bileşen olarak haberlerin içeriğinde doğrudan yer alma taleplerinin “halkın haber olma hakkı” kavramsallaştırmasıyla tanımlanabileceğini iddia etmektedir. Bu tartışma, salt kavramsal bir düzlemi değil, neoliberal dönemde yurttaşlık ve gazetecilik ilişkisine dair daha kapsamlı bir dönüşümü işaret etmesi açısından da önemlidir. Çalışmada, özellikle neoliberalizmin derinleştiği günümüzde yurttaşlık-gazetecilik ilişkisinin ve bu ilişkiyi işaret eden kavram setinin yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı da vurgulanmaktadır.