Reimagining Private International Law Through Global Value Chains
Sustainability Law: Law’s Response to the Convergence of Crises, Oslo, Norveç, 16 - 18 Eylül 2026, (Yayınlanmadı)
- Yayın Türü: Bildiri / Yayınlanmadı
- Basıldığı Şehir: Oslo
- Basıldığı Ülke: Norveç
- Ankara Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Sürdürülebilirlik çoğu zaman maddî hukuka ilişkin bir mesele olarak algılanmaktadır: çevre düzenlemeleri, insan hakları standartları veya kurumsal yönetişim kuralları gibi. Ancak bu maddî hedeflerin hayata geçirilmesi, milletlerarası özel hukukun yapısal mekanizmaları tarafından çoğu zaman sınırlandırılabilmektedir. On dokuzuncu yüzyıl Savignyen paradigmasına dayanan geleneksel milletlerarası özel hukuk kuralları, hukukî uyuşmazlıkları belirli ülkelere bağlanan, mekânsal olarak sabit olaylar şeklinde ele almaktadır. Bu tür “silo düşüncesi”, modern küresel ekonomideki güç ilişkilerini yeterince dikkate almayan bir tarafsızlık varsayımına dayanmaktadır. Oslo_SustainabilityLaw Bu çalışma, milletlerarası özel hukukun mevcut yapısının sürdürülebilirlik bakımından yapısal bir engel oluşturabileceğini ileri sürmektedir. Lex loci delicti gibi katı ülkesel bağlama noktalarına bağlılık, çok uluslu şirketlerin değer yaratımını —çoğu zaman Küresel Kuzey’de— çevresel bozulma ve sosyal zararlardan —çoğu zaman Küresel Güney’de— hukukî olarak ayrıştırabilmesine ve bu yolla hukuk düzenleri arasındaki farklılıklardan yararlanabilmesine imkân tanıyabilir. Bu parçalanma, küresel eşitsizliklerin devamına katkıda bulunmakta ve bütüncül bir sürdürülebilirlik hukukunun gelişmesini zorlaştırmaktadır. Oslo_SustainabilityLaw Küresel düzeyde sorumlu işletme anlayışından hareket eden bu çalışma, milletlerarası özel hukuka yönelik dönüştürücü bir yaklaşım önermektedir. Buna göre, uyuşmazlığı mekânsal bakımdan en sıkı ilişkili hukuk düzenine bağlamayı hedefleyen ihtilâf adaleti (conflicts justice) anlayışının ötesine geçilerek, sürdürülebilirlik hedeflerinin gerçekleştirilmesini dikkate alan bir maddî adalet yaklaşımına yönelmek gerekir. Bu kapsamda çalışma, milletlerarası yetki ve uygulanacak hukukun yalnızca zararın meydana geldiği yere değil, işletmenin ekonomik gerçekliğine ve kontrol yapısına bağlanmasını sağlayabilecek işlevsel bağlama noktalarının geliştirilmesini savunmaktadır. Oslo_SustainabilityLaw Milletlerarası özel hukukun pasif biçimde “haritayı okuyan” bir mekanizmadan, sürdürülebilirliğin gerçekleştirilmesine katkı sağlayan aktif bir hukukî araca dönüştürülmesi, eşitsizliklerin mevcut hukukî yapı içerisinde kendisini tekrar üretmesinin önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Çalışma, sürdürülebilirlik hukukunun etkili olabilmesi için milletlerarası özel hukukun tarafsızlık iddiasının yeniden değerlendirilmesi ve küresel tedarik zincirlerinde düzenleyici kurallardan kaçınmayı önleyecek biçimde yeniden tasarlanması gerektiği sonucuna ulaşmaktadır. Böyle bir yaklaşım, hukuk dünyasının konferansın öngördüğü “güvenli ve adil dünya” hedefiyle daha güçlü biçimde uyumlaştırılmasına katkıda bulunabilir.
Sustainability is often perceived as a matter of substantive law -environmental regulations, human rights standards, or corporate governance codes. However, these substantive goals are frequently undermined by the structural mechanisms of Private International Law (PIL). Traditional PIL rules, grounded in the 19th-century Savignian paradigm, treat legal disputes as geometrically fixed events tied to specific territories. This “siloed thinking” assumes a neutrality that ignores the power dynamics of the modern global economy.
This paper argues that the discipline of PIL, in its current form, acts as a structural barrier to sustainability. By adhering to rigid territorial connecting factors like lex loci delicti, PIL facilitates legal arbitrage, allowing multinational corporations to separate value creation (often in the Global North) from environmental degradation and social harm (often in the Global South). This fragmentation perpetuates global inequalities and prevents the emergence of a coherent Sustainability Law.
Drawing on the concept of globally responsible business, this contribution proposes a transformative approach to PIL. It suggests moving away from the illusion of conflicts justice (finding the most closely connected spatial law) toward material justice (ensuring sustainability goals are met). Specifically, it advocates for functional connecting factors that link jurisdiction and applicable law not to the place of harm, but to the economic reality and control structures of the enterprise.
By re-orienting PIL from a passive map-reader to an active instrument of sustainability, we can overcome the path-dependent perpetuation of inequalities. The paper concludes that for sustainability law to be effective, PIL must shed its mask of neutrality and be explicitly redesigned to prevent regulatory evasion in global supply chains, thereby aligning the legal world with the safe and just world envisioned by the conference.