Parkinson hastalığında kronik ağrı ve biyopsikososyal yaklaşımın rolü


Creative Commons License

Nurveren Gülfırat F., Fil A.

Kronik Ağrı ve Biyopsikososyal Yaklaşım, Prof Dr. Edibe Ünal, Editör, Türkiye Klinikleri Yayınevi, Ankara, ss.73-78, 2025

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Mesleki Kitap
  • Basım Tarihi: 2025
  • Yayınevi: Türkiye Klinikleri Yayınevi
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.73-78
  • Editörler: Prof Dr. Edibe Ünal, Editör
  • Ankara Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Parkinson hastalığı (PH), motor ve non-motor semptomlarla karakterize, ilerleyici seyirli bir nörodejeneratif bozukluktur. Kronik ağrı ise, bu hastalığın çoğu zaman göz ardı edilen ancak hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde düşüren önemli non-motor belirtilerinden biridir. Kronik ağrı, PH'nin erken evrelerinde dahi ortaya çıkabilmekte olup, hastalığın ilerlemesiyle birlikte vakaların büyük çoğunluğunda gözlenmektedir. PH'de ağrı semptomları; muskuloskeletal, periferik ve radiküler nöropatik, distoniye bağlı, akatiziye bağlı ve santral ağrı olmak üzere klinik olarak çeşitli alt başlıklarda sınıflandırılmaktadır. Bu ağrılar, dopaminerjik, serotonerjik ve noradrenerjik sistemlerdeki disfonksiyonlarla ilişkilendirilmekte; bu durum ağrı eşiğinde düşmeye ve ağrının algılanmasında bozulmalara yol açmaktadır. Ağrının değerlendirilmesi ve yönetiminde yalnızca biyomedikal modele dayanan yaklaşımlar, PH'nin karmaşık doğasını anlamada ve yönetmede yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, biyopsikososyal model giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Biyopsikososyal modele göre ağrı yalnızca biyolojik temelli bir semptom değil; aynı zamanda psikolojik faktörler (örneğin depresyon, anksiyete, bilişsel çarpıtmalar) ve sosyal etkenler (sosyal izolasyon, bakım veren yükü, çevresel stresörler) ile etkileşim içinde olan çok boyutlu bir olgudur. Bu yaklaşım doğrultusunda, yalnızca farmakolojik tedavilere odaklanmak yeterli olmamaktadır. Nöroplastisiteyi destekleyici etkileri nedeniyle bireye özel planlanan egzersiz programları; ağrıya yönelik algı, inanç ve başa çıkma becerilerini yeniden yapılandırmaya yardımcı olan bilişsel davranışçı terapi; uyku düzenini hedefleyen müdahaleler, sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi; hastaya bakım veren bireylerin sürece aktif katılımı gibi çok yönlü yaklaşımlar, biyopsikososyal model çerçevesinde etkili yöntemler arasında yer almaktadır. Bu bütüncül yaklaşım hem semptomların hafifletilmesi hem de bireyin genel yaşam kalitesinin artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.