5 th International Congress of Oral Diagnosis and Maxillofacial Radiology Society, Girne, Kıbrıs (Kktc), 23 - 27 Nisan 2025, ss.86-87, (Özet Bildiri)
DİŞ HEKİMLİĞİNDE MR VE KIBT GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİYLE TANIMLANAN
MAKSİLLOFASİYAL LEZYONLARIN RETROSPEKTİF VAKA SERİSİ ANALİZİ
Özgür KARAMAN İNCEKÜRK, Kaan ORHAN, Mehmet Eray KOLSUZ
Ankara Üniversitesi , Diş Hekimliği Fakültesi , Ankara, Türkiye
Amaç: Maksillofasiyal lezyonlar, çene ve yüz bölgesinde benign veya malign karakterde olabilen, çeşitli patolojik süreçleri
içeren heterojen bir grubu temsil etmektedir. Bu lezyonların doğru tanısı, uygun tedavi planlaması açısından büyük önem
taşımaktadır. Manyetik rezonans görüntüleme (MR), yumuşak doku detaylarını yüksek doğrulukla gösteren bir yöntem olup,
konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ise kemik yapıların detaylı incelenmesine olanak tanımaktadır. Bu çalışma,
maksillofasiyal lezyonların değerlendirilmesinde MR ve KIBT’nin tanısal etkinliğini karşılaştırmayı amaçlamaktadır.
Olgu Sunumu: Şubat 2024 - Ocak 2025 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran 529 hastanın
MR raporları retrospektif olarak incelenmiştir. Temporomandibular eklem ve tükürük bezi patolojisi nedeniyle görüntüleme
yapılan 505 hasta çalışma dışı bırakılmış olup, maksillofasiyal lezyon ön tanısıyla MR çekilen ve aynı zamanda KIBT görüntüleri
de mevcut olan 24 hasta değerlendirilmiştir. Lezyonlar arasında skuamöz hücreli karsinom, osteomyelit, nazopalatin kanal
kisti, hemanjiom, nörofibromatozis, periferik schwannoma, fibröz displazi, hematom ve keratokistik odontojenik tümör yer
aldı. MR ve CBCT ile her bir lezyonun görüntüleme özellikleri analiz edildi ve tanısal etkinlikleri karşılaştırıldı.
Sonuç: Maksillofasiyal lezyonların tanısında MR ve KIBT'nin birbirini tamamlayıcı roller üstlendiği görülmüştür. Ancak MR,
özellikle yumuşak doku komponentlerinin belirlenmesinde yüksek tanısal doğruluk sağlayarak vazgeçilmez bir yöntem olarak
öne çıkmaktadır. Özellikle kontrastlı MR görüntüleme, lezyonun vaskülarizasyonu, inflamatuar veya neoplastik yapısının
belirlenmesi ve çevre dokularla olan ilişkisini değerlendirme açısından önemli avantajlar sunmaktadır. KIBT, kemik yapıların
detaylı incelenmesine olanak tanısa da, yumuşak doku patolojilerinin saptanması ve karakterizasyonunda yetersiz
kalmaktadır. Bu nedenle, kompleks maksillofasiyal patolojilerin doğru tanısı ve optimal yönetimi için MR’ın standart tanısal
algoritmalar içerisinde yer alması gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Maksillofasiyal lezyonlar, MR, KIBT, Tanısal görüntüleme, Kontrastlı MR
DIAGNOSTIC EVALUATION OF MAXILLOFACIAL LESIONS USING MR AND CBCT IMAGING IN
DENTISTRY: RETROSPECTIVE CASE SERIES ANALYSIS
Özgür KARAMAN İNCEKÜRK, Kaan ORHAN, Mehmet Eray KOLSUZ
Ankara University Faculty of Dentistry
Objective: Maxillofacial lesions encompass various benign and malignant pathologic processes in the facial region. Accurate
diagnosis is essential for appropriate treatment planning. Magnetic resonance imaging (MRI) provides high-resolution soft
tissue details, while cone beam computed tomography (CBCT) is effective for evaluating bony structures. This study
compares the diagnostic efficacy of MRI and CBCT in assessing maxillofacial lesions.
Case Reports: The MRI reports of 529 patients from Ankara University Faculty of Dentistry (February 2024 - January 2025)
were retrospectively analyzed. Fifty-five patients imaged for temporomandibular joint and salivary gland pathology were
excluded, leaving 24 patients with MRI scans for suspected maxillofacial lesions and available CBCT images.The lesions
included squamous cell carcinoma, osteomyelitis, nasopalatine canal cyst, hemangioma, neurofibromatosis, peripheral
schwannoma, fibrous dysplasia, hematoma and keratocystic odontogenic tumor. The imaging features of each lesion were
analyzed and their diagnostic efficacy was compared with MR and CBCT.
Conclusion: MRI and CBCT serve complementary roles in maxillofacial lesion diagnosis. However, MRI is indispensable for
soft tissue evaluation, providing critical anatomical and pathological details for differential diagnosis and clinical decision-
making. In particular, contrast-enhanced MR imaging offers significant advantages in determining the vascularization,
inflammatory or neoplastic nature of the lesion and evaluating its relationship with surrounding tissues. While CBCT excels
in bony structure assessment, it lacks sufficient capability for detecting and characterizing soft tissue lesions. Therefore, MRI
should be an integral part of standard diagnostic protocols for accurate diagnosis and optimal management of complex
maxillofacial pathologies.
Keywords: Maxillofacial lesions, MRI, CBCT, diagnostic imaging, contrast-enhanced MRI