Uluslararası Toplumsal Bilimler Dergisi, cilt.9, sa.4, ss.36-53, 2025 (Hakemli Dergi)
Bu makale, Murathan Mungan’ın "Azer ile Yadigar" öyküsünü Lacancı bir
perspektifle ve yakın okuma metodu aracılığıyla inceleyerek, aşkın söz ve yazı
ekseninde inşasını ele alır. Bu çalışma aşkın, bir yandan sözün simgesel düzenine dâhil
olarak toplumsal ve dilsel bir forma büründüğünü, öte yandan yazının imgesel
alanında öznel ve içsel bir yeniden üretime dönüştüğünü ve böylece aşkın, bu iki
düzlem arasındaki gerilimde inşa edildiğini savunur. Azer kelâm yoluyla simgesel
düzeni, Yadigar ise dokuma pratiğiyle imgesel düzeni temsil eder. Bu inceleme,
ataerkil düzenin kadın ve erkeği nasıl kutuplaştırdığı, bu kutuplaşmanın dil ve beden
üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde çözümler. Gurbet ve sıla, kelam ve kalem,
uhrevilik ve cismanilik gibi ikiliklerin, masalın katmanlı yapısını oluştururken, aşkın
bu ikilikler arasında nasıl bir varoluş mücadelesi verdiğini sorgular. Azer’in
yolculuğunun, simgesel düzenin eril rehberliğiyle şekillenirken, Yadigar’ın
sessizliğinin, imgesel düzendeki arzunun ataerkil söylem tarafından nasıl bastırıldığını
gösterir. Bu değerlendirme, Azer ve Yadigar arasındaki aşkın ontolojik olarak bir
yanılsama olduğu sonucuna varır. Aşkın dilsel ve bedensel eksenlerde aynı mecrada
akamayacağını, kelam ve kalem arasındaki gerilimin çözülmez bir döngü yarattığını
vurgular. Sonuç olarak, bu makale, Mungan’ın sessiz, sözsüz, dilsiz masalı, aşkın
ataerkil düzende nasıl imkânsız bir ideal olarak kurgulandığını ortaya koyar.