The Balkans: Politics, Society and State Formation from the Ottoman Empire to the Cold War
NEU Press, Konya, 2026
- Yayın Türü: Kitap / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2026
- Yayınevi: NEU Press
- Basıldığı Şehir: Konya
- Ankara Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu kitap, Balkanlar hakkında yazmanın iki alışılmış biçimine duyulan memnuniyetsizlikten doğmuştur. Bu yaklaşımlardan ilki, bölgeyi esas olarak dışarıdan, bölgeye müdahale eden imparatorlukların ve büyük güçlerin stratejileri üzerinden ele alır; böylece Balkan toplumlarını tarihin içinde etkin özneler olarak değil, tarihin nesneleri olarak konumlandırır. İkinci yaklaşım ise çoğu zaman birincisine tepki olarak ortaya çıkar ve çatışmanın yerine, aynı ölçüde basitleştirilmiş bir uyumlu bir arada yaşama imgesi koyar. Bu yaklaşımların hiçbiri yeterli değildir. Bu kitapta incelenen tarih; zorlamayı ve uzlaşmayı, parçalanmayı ve karşılıklı bağımlılığı, dış müdahaleyi ve yerel aktörlerin failliğini çoğu zaman aynı anda barındırmaktadır.
Bu nedenle başlangıç noktamız, Balkanları kendi başına bir siyasal coğrafya olarak ele almaktır. Bölge hiçbir zaman Avrupa'dan, Anadolu'dan, Akdeniz'den veya daha geniş Avrasya dünyasından yalıtılmış değildir. Bununla birlikte Balkanlar, yalnızca dış güçlerin üzerinde faaliyet gösterdiği bir sınır bölgesinden de ibaret olmamıştır. Yerel yöneticiler, siyasal hareketler, kurumlar ve topluluklar imparatorluklara ve uluslararası yapılara karşı müzakere yürütmüş, bunlara direnmiş, onları kendi amaçları doğrultusunda kullanmış ve kimi zaman dönüştürmüşlerdir. Balkanlar, daha geniş uluslararası dönüşümler tarafından şekillendirilmiş; ancak Balkan aktörleri de söz konusu dönüşümlerin şekillenmesine katkıda bulunmuştur.
Bölümlerin tümüne yön veren temel bir varsayım vardır: Çeşitlilik, tek başına Balkanları istikrarsız hâle getirmemiştir. İstikrarsızlık; siyasal kurumların farklı nüfusları, bu nüfusların meşru kabul edebileceği koşullar altında yönetme kapasitesini kaybetmesi, imparatorlukların zayıflaması, birbiriyle rekabet eden egemenlik projelerinin katılaşması ve dış güçlerin yerel anlaşmazlıkların önemini ve risklerini artırması sonucunda ortaya çıkmıştır. Başarısızlığın kaynağı etnik değil, kurumsaldır. Bu ayrım, kitabın geri kalanının nasıl okunması gerektiği açısından önem taşımaktadır. Giriş bölümünde bu argüman ayrıntılı biçimde ortaya konulmaktadır.
Osmanlı yüzyılları bu argümanın merkezinde yer almaktadır. Osmanlı yönetimi ne bir işgal ve durgunluk anlatısına indirgenmeli ne de idealize edilmiş bir imparatorluk hoşgörüsü modeli olarak sunulmalıdır. Osmanlı yönetimi, son derece heterojen bir siyasal coğrafya üzerinde uzun süre varlığını sürdüren bir yönetim sistemiydi. Hiyerarşik ve zorlayıcı olmakla birlikte, uzun dönemler boyunca kurumsal sürekliliği sağlamış; Müslüman, Ortodoks Hristiyan, Katolik ve Yahudi toplulukları ortak bir imparatorluk çerçevesi içerisinde bir arada barındırmıştır. Daha sonra ortaya çıkan ulusal ve bölgesel düzenler, bu imparatorluk ortamından ve imparatorluğun aşamalı çözülüşünden doğmuştur.
Bu bakış açısı, kitabın başlığını ve kullandığı coğrafi terminolojiyi de açıklamaktadır. Burada “Güneydoğu Avrupa” yerine “Balkanlar” ifadesini kullanıyoruz; çünkü ilkinden farklı olarak ikinci ifade, incelediğimiz tarihsel ve siyasal coğrafyayı daha iyi yansıtmaktadır. Bu coğrafya; Osmanlı ve Osmanlı sonrası deneyim, örtüşen imparatorluk mirasları ve değişen sınırlar aracılığıyla şekillenmiştir. Esas olarak yön bildiren bir adlandırma olan “Güneydoğu Avrupa”, özellikle bu kitabın merkezinde yer alan Osmanlı ve Osmanlı sonrası deneyim bakımından aynı tarihsel çağrışımları taşımamaktadır.
“Balkanlar” teriminin Avrupa'nın siyasal ve entelektüel söyleminde aşağılayıcı çağrışımlar da taşıdığının farkındayız. Bu nedenle terimden kaçınmak yerine, kitapta söz konusu çağrışımları doğuran varsayımları inceliyor ve sorguluyoruz. Alıntı yapılan bir kaynakta farklı bir adlandırma kullanıldığında ise kaynağın ifadesini olduğu gibi koruyoruz.
Bu soruların günümüz açısından taşıdığı önem açıktır. Egemenlik, azınlık hakları, göç, tarihsel hafıza, bölgesel bütünleşme ve jeopolitik yönelimler, Balkanlar genelinde siyasal yaşamı şekillendirmeyi sürdürmektedir. Bölge, bölge devletlerinin, büyük güçlerin ve Avrupa-Atlantik kurumları ile uluslararası kuruluşların bir araya geldiği bir alan olmayı sürdürmektedir. Bu kitapta incelenen tarihsel örüntüler günümüz siyasetini kaçınılmaz biçimde belirlememektedir; ancak çağdaş siyasal tercihlerin şekillendiği siyasal yapıları, hafızaları ve anlaşmazlıkları anlamak açısından önemini korumaktadır.
Bu nedenle tarihi ve uluslararası ilişkileri yan yana değil, birlikte ele aldık. Kitap, Balkan siyasal coğrafyasının oluşumundan Osmanlı fetihlerine ve savaş sonrası düzenin pekişmesine uzanan kronolojik bir çizgi izlemektedir. Bununla birlikte, dört bağlantılı soruya sürekli geri dönmektedir: Siyasal otorite nasıl örgütlenmiştir? Meşruiyet nasıl korunmuş veya kaybedilmiştir? Çeşitlilik nasıl yönetilmiştir? Yerel siyaset ile dış güçler arasındaki etkileşim nasıl gerçekleşmiştir?
Kitabın kapağı da aynı yaklaşımı görsel bir biçimde yansıtmaktadır. Bölgeyi savaş, etnik bölünme veya jeopolitik rekabetin alışılagelmiş imgeleri üzerinden sunmak yerine beş tarih öne çıkarılmaktadır: 1389 (Kosova Savaşı), 1699 (Karlofça Antlaşması), 1878 (Berlin Kongresi), 1913 (Balkan Savaşları'nın sonu) ve 1945 (İkinci Dünya Savaşı'nın sonu). Bu tarihlerin her biri, bölgenin siyasal düzeninin yeniden çizildiği bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Aynı coğrafi alan üzerinde art arda gelen katmanlar biçiminde düzenlenen bu tarihler, kitabın Balkanları uzun vadede siyasal düzenlerin kurulması ve çözülmesi yoluyla şekillenmiş, katmanlı bir siyasal coğrafya olarak ele alan yaklaşımını yansıtmaktadır.
Kitap ortaklaşa yazılmıştır. Bölümler yazarlar arasında paylaştırılmamıştır. Her bölüm üç yazar tarafından da kaleme alınmış, tartışılmış, gözden geçirilmiş ve yeniden okunmuştur. Dolayısıyla kitap boyunca geliştirilen argüman ortak bir argümandır; nihai metne ilişkin sorumluluk da üç yazar tarafından paylaşılmaktadır.
Terminolojiye ilişkin bir açıklama yapmak gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti için, günümüzdeki resmî İngilizce adlandırmasına uygun olarak “Türkiye” ifadesini kullanıyoruz. 1923 öncesindeki dönem için “Osmanlı İmparatorluğu” terimini tercih ediyoruz. “Turkey” ifadesini ise yalnızca bir alıntının, antlaşma metninin veya atıf yapılan bir başlığın parçası olduğu durumlarda koruyoruz. İki dünya savaşını sırasıyla Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı olarak adlandırıyoruz.
Yer adları ise farklı bir sorun ortaya çıkarmaktadır; zira Balkanlardaki pek çok kasaba ve şehir, her biri belirli bir dil, dönem veya siyasal tarihle ilişkili olan birden fazla adla anılmıştır. Genel kural olarak, yer adlarında günümüzde uluslararası düzeyde kullanılan biçimi tercih ediyoruz. Bununla birlikte, bir antlaşmanın, konferansın, alıntının veya atıf yapılan bir başlığın gerektirdiği durumlarda tarihsel adları koruyoruz. Osmanlıca ve Türkçe terimleri günümüz Türkçe yazım kurallarına uygun biçimde veriyoruz. Hiçbir adlandırma kuralı bütünüyle tarafsız değildir; amacımız açıklık, tarihsel doğruluk ve tutarlılık sağlamaktır.
This book grew out of a dissatisfaction with
two familiar ways of writing about the Balkans. One treats the region mainly
from the outside, through the strategies of the empires and powers that
intervened in it, leaving Balkan societies as objects of history rather than
actors within it. The other, often written in reaction to the first, replaces
conflict with an equally simplified image of harmonious coexistence. Neither is
sufficient. The history examined in this book contains coercion and accommodation,
fragmentation and interdependence, external intervention and local agency,
often at the same time. Our starting point is therefore to treat the Balkans as
a political geography in its own right. The region was never isolated from
Europe, Anatolia, the Mediterranean, or the wider Eurasian world, but neither
was it merely a frontier on which outside powers acted. Local rulers, political
movements, institutions, and communities negotiated with imperial and
international structures, resisted them, used them for their own purposes, and
sometimes altered them. The Balkans were shaped by wider international
transformations, but Balkan actors also helped shape those transformations. One
assumption runs through the chapters: diversity did not in itself make the Balkans
unstable. Instability followed when political institutions lost the capacity to
govern diverse populations on terms that people could accept as legitimate,
when empires weakened, when rival projects of sovereignty hardened, and when
outside powers raised the stakes of local disputes. The failure was
institutional rather than ethnic, and that distinction matters for how the rest
of the book is read. The Introduction sets out this argument in full. The
Ottoman centuries are central to this argument. Ottoman rule should be reduced
neither to a story of occupation and stagnation nor to an idealized model of
imperial tolerance. It was a long-lasting system of government over an
exceptionally heterogeneous political space. It was hierarchical and coercive, but
it also sustained long periods of institutional continuity and accommodated
Muslim, Orthodox Christian, Catholic, and Jewish communities within a common
imperial framework. The national and territorial orders that followed emerged
from this imperial setting and from its gradual disintegration. This
perspective also explains the title and geographical language of the book. We
use “the Balkans” rather than “Southeastern Europe” because the former reflects
the historical and political geography examined here: a region formed through
Ottoman and post-Ottoman experience, overlapping imperial legacies, and
shifting borders. As a primarily directional designation, “Southeastern Europe”
does not carry the same historical associations, particularly the Ottoman and post-Ottoman
experience that is central to this book. We are aware that “the Balkans” has
also carried pejorative associations in European political and intellectual
discourse. Rather than avoiding the term for that reason, the book examines and
challenges the assumptions that produced those associations. Where a quoted
source uses another name, we retain its wording. The contemporary relevance of
these questions is evident. Sovereignty, minority rights, migration, historical
memory, regional integration, and geopolitical alignment continue to shape
political life across the Balkans. The region remains a meeting point for
regional states, major powers, and Euro-Atlantic and international
institutions. The historical patterns explored in this book do not determine
contemporary politics, but they remain important for understanding the
political structures, memories, and disputes within which contemporary choices are
made. We have therefore written history and international relations together
rather than side by side. The book proceeds chronologically from the formation
of Balkan political geography and the Ottoman conquest to the consolidation of
the postwar order, while returning throughout to four connected questions: how
political authority was organized, how legitimacy was sustained or lost, how
diversity was governed, and how local politics interacted with external power.
The cover follows the same logic in visual form. Rather than presenting the
region through familiar images of war, ethnic division, or geopolitical
rivalry, it marks five dates: 1389 (the Battle of Kosovo), 1699 (the Treaty of
Karlowitz), 1878 (the Congress of Berlin), 1913 (the end of the Balkan Wars),
and 1945 (the end of World War II). Each marks a moment at which the political
order of the region was redrawn. Set as successive layers across the same
space, they reflect the book’s view of the Balkans as a layered political
geography, shaped over the long term by the making and unmaking of political
orders. The book was written collectively. There is no division of chapters
among us. Every chapter was drafted, discussed, revised, and read again by all
three authors. The argument running through the book is therefore a common one,
as is responsibility for the final text. A note on terminology is necessary. We
use “Türkiye” for the Republic of Türkiye in accordance with its current
official English-language designation. For the period before 1923, we refer to
the Ottoman Empire; “Turkey” is retained only where it forms part of a
quotation, treaty text, or cited title. The two world wars are referred to as
World War I and World War II. Place names present a different problem because
many Balkan towns and cities have been known by several names, each associated
with a particular language, period, or political history. As a general rule, we
use the internationally current form for places, while retaining historical
forms where required by the name of a treaty, conference, quotation, or cited
title. Ottoman and Turkish terms are given in modern Turkish orthography. No
naming convention is entirely neutral; our aim is clarity, historical accuracy,
and consistency.