Türk Ceza Hukukunda zorunluluk hali
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2016
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ÇAĞRI KAN
Danışman: DEVRİM GÜNGÖR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Çalışmamızın konusunu "Türk Ceza Hukukunda Zorunluluk Hali" oluşturmaktadır. Bu çalışmada Türk Ceza Kanunu'nun 25. Maddesi'nin 2. Fıkrası'nda düzenlenmiş olan zorunluluk hali kurumu incelenmiştir. 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu Zanardelli Ceza Kanunu'nun etkisi ile hazırlanmıştı. Bu kanunda zorunluluk hali için tehlikenin yalnızca yaşama yönelik olması koşulu kabul edilmişti. 2004 Tarihli Türk Ceza Kanunu ise zorunluluk halini tekrar ele almış, yeni düzenlemede tehlikenin hakka yönelik olması yeterli kabul edilmiş bunun yaşam hakkı ya da malvarlığına yönelik bir hak olması arasında farklılık gözetilmemiştir. Dolayısı ile tehlikenin aynı zamanda malvarlığına yönelik de olabilmesi zorunluluk halinin tartışmalı olan sınırlarını genişletmiştir. Mülga Türk Ceza Kanunu'nda hukuka uygunluk nedeni olma niteliği, net ve kendi içinde tutarlı olan zorunluluk hali, Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu ile hukuki niteliği belirsiz bir görünüm arz etmektedir. Türk Ceza Hukuku açısından zorunluluk hali bir kimsenin karşı karşıya kaldığı ve bilerek neden olmadığı bir tehlikeden, kendisini veya üçüncü bir kişiyi kurtarmak zorunluluğu dolayısıyla, tehlikeyi uzaklaştırmaya yetecek ölçüde olan bir fiili işlemek zorunluluğunu gerektiren bir durum içinde bulunmasıdır. Failin zorunluluk halinde işlediği fiil ( zorunlu kılınmış fiil ) başka surette korunma olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile yine tehlikenin ağırlığı, konusu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak şartı ile işlenmelidir. Zorunluluk hali üçüncü kişinin haklarının korunması yönünden de kabul edilmiştir. Ancak bu durumun aynı madde içerisinde düzenlenmesi failin fiilinin ölçülülüğü ve tehlikenin değerlendirilmesindeki sübjektiflik açısından problem yaratmaktadır. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu hukuka uygunluk nedenlerini bir sistematik altında düzenlemediğinden; Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesi gerek ait olduğu başlık, gerekse zorunluluk hali ile meşru savunmayı düzenleyen normlarda benzer unsurlara sahip olmaları dolayısı ile hukuki nitelik konusunda sağlıklı bir belirlemede bulunmayı güçleştirmektedir. Gerekçe ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesi ile getirilen hukuki niteliğe ilişkin tespitler mevcut karmaşayı çözmek yerine, içinden çıkılamaz bir hale sokmuştur. Zorunluluk hali ile aynı şartlar dahilinde düşünülen üçüncü kişi lehine zorunluluk hali belli açılardan fail açısından farklılık oluşturmaktadır. Yine meşru savunmada sınırın aşılması düzenlenirken, zorunluluk hali için bu durum düzenlenmemiştir. Bir diğer eksiklik ise savaş, siyasal karışıklık gibi toplu zorunluluk hallerinde nasıl hareket edileceği durumunun belirsiz kalmasıdır. Özel hükümlerde düzenlenen ve zorunluluk hali başlığı ile ele alınan olguların hukuki niteliği de tartışmalıdır. Bu düzenlemeler istenemezlik ilkesinin özel bir türü olup, kusurluluğu kaldıran haldir. Bu haller madde içinde özel olarak tanımlanarak tipikliğe dahil edilmiştir. Kanımızca böyle bir düzenleme olmaksızın da genel hükümlerdeki düzenleme ile aynı sonuca varabilmek mümkündür.