Spınosad'ın sıçan karaciğeri üzerine histokimyasal etkisi


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, BİYOLOJİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BURAK TUNÇ

Danışman: NURSEL GÜL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Biyo-insektisit olan spinosad, zararlı böceklerle mücadelede giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu insektisit hem hedef olan canlıları (böcekler) hem de hedef olmayan canlıları (dolaylı yoldan insan ve diğer omurgalılar) etkilemektedir. Spinosad böcekleri etkisiz hale getirirken, insanlar da kazara bulaşma olursa bu maddeden etkilenmektedir. Bu nedenle insanın da dahil olduğu memeli grubundaki sıçanlar deneylerde örnek model olarak kullanılmıştır. Deneylerde kullanılan sıçanlar 14 gruba ayrıldı. İkisi kontrol grubu, altısı Spinosad uygulanan grup, altısı Spinosad + E vitamini uygulanan grup olarak belirlendi. Her grupta 3 birey kullanıldı. Spinosad uygulandıktan 24 saat, 72 saat ve 1 hafta sonra sıçanlar eter anestezisi ile bayıltılıp, sakrifiye edildi ve bu sıçanlardan karaciğer dokuları disekte edildi. Doku örnekleri Hemotoksilen – Eosin boyaması ile ışık mikroskobunda ve DAPI boyaması ile florasans mikroskobunda incelendi. Yapılan incelemeler sonunda spinosadın 9mg/kg ve 37.38 mg/kg dozları uygulandıktan 72 sonra sıçan karaciğerinde bağışıklık hücrelerinin bulunmasına, hepatositlerde yapısal hasarların meydana gelmesine ve Disse aralığı ile sentral venlerde çok sayıda eritrosit hücrelerinin bulunmasına neden olduğu ışık mikroskobunda gözlendi. Kullanılan dozların uygulanmasından bir hafta sonra 72 saat uygulamasına göre daha az hasar tespit edildi. Tedavi amacıyla uygulanan 200 mg/kg E vitamini dozunun karaciğer yapısında kontrol grubuna yakın yapısal özellikler gözlendi. Yapılan bu tez çalışması spinosadın karaciğer yapısına hücresel yönden hasar verdiği buna karşılık E vitamini uygulamasının karaciğer yapısını olumlu yönde etkilediğini gösterdi. Elde edilen bulgular, literatürde bu konuda eksik olan mikroskobik gözlemlerin tamamlandığı ve bulgular gelecekte bu konuda yapılacak çalışmalara uygun kaynak olacağı düşünüldü.