Çocuklarda toplum kökenli ve hastane kökenli enfeksiyon etkeni olan staphylococcus aureus suşlarının antibiyotik duyarlılıkları ve virülans faktörleri açısından karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Yandal Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2013

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ADEM KARBUZ

Danışman: ERGİN ÇİFTCİ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Arkaplan: Staphylococcus aureus insanda başta cilt ve yumuşak doku olmak üzere birçok doku ve organı tutan enfeksiyonların önde gelen etkenidir. S. aureus?un çok sayıda ve çeşitte virülans faktörüne sahip olması bu duruma önemli katkı sağlar. Klinik pratiklerde sıklıkla kullanılan antibiyotiklere karşı direnç gelişimi S. aureus suşlarında önemli bir sorundur. Uzun yıllardır önemli bir hastane enfeksiyonu etkeni olmasının yanında, son yıllarda toplum kökenli MRSA (TK-MRSA) enfeksiyonunun da giderek önem kazanması ampirik başlanacak antibiyotik tedavisininin seçimini güçleştirmektedir. Amaç: Toplumda ve hastane ortamında dolaşan S. aureus suşlarında virülans faktör olarak enterotoksinlerin ve PVL geninin varlığının bilinmesi, antimikrobiyal duyarlılık paternlerinin çıkartılması, agr tipleri, PFGE profili ve sekans tiplerinin ortaya konulması ve dirençli olanlarda taşıdıkları SCCmec tiplerinin elde edilmesi, ampirik tedavi yaklaşımları ve gelecekte uygulanacak sağlık politikaları açısından yol gösterici olacaktır. Materyal ve Metod: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı?nda Ocak 2011 ile Aralık 2012 tarihleri arasında ayaktan veya yatırılarak tedavi edilen çocuk hastalardan, enfeksiyon etkeni olarak üretilen 150 adet S. aureus suşu dahil edildi. S. aureus suşlarının disk difüzyon yöntemi ile antibiyotik duyarlılıkları belirlendi. Enterotoksinler, Panton-Valentine lökosidini (PVL), aksesuar gen regulatör bölgesi (agr) tipleri, mecA poizitifliği, genotipik olarak MRSA bulunan suşlarda SCCmec tipi, PFGE profilleri ve sekans tipleri saptandı. Bulgular: S. aureus suşlarının antibiyotik direnci; penisilin %93,8, klindamisin %5,5, ampisilin-sulbaktam %6,5, TMP-SMX %3,3, rifampisin %2,8 olarak saptandı. Tüm S. aureus suşlarının %6?sında mecA pozitifliği tespit edildi. Genotipik olarak MRSA tespit edilen S. aureus suşlarının iki tanesinde SCCmec tip III ve SCCmec tip V, beş tanesinde SCCmec tip IV tespit edildi. Tüm S. aureus suşlarının %8,7?sinde Panton-Valentine Lökosidini pozitifliği bulundu. En sık saptanan enterotoksinler, SET-İ ve SET-G idi. Hem toplum hem sağlık bakım hizmeti ile ilişkili S. aureus etkenlerinde en sık agr tip 1 tespit edildi. PFGE profili belirlenen S. aureus suşlarının sadece altmış bir tanesinin kendi içerisinde bir grup oluşturabileceği saptandı. Bu altmış bir tane S. aureus suşu en az iki suş içeren 26 farklı gruba ayrıldı. Sekans tipi belirlenebilenler arasında en fazla sekans tipi ST737 on bir, ardından ST22 sekiz, ST15 yedi, ST121 ise altı S. aureus suşunda tespit edildi. Sonuç: Ülkemizde TK-MRSA enfeksiyonları yaygın değildir. Ampirik tedavide penisillinaza dirençli beta laktam antibiyotikler halen ilk seçenek olarak kullanılabilir. Klindamisin, makrolidler ve TMP-SMX alternatif olarak kullanılabilir. Hayatı tehdit edici enfeksiyonların tedavisinde TK-MRSA olasılığı akılda tutulmalıdır. Enfeksiyon etkeninin saptanması ve antibiyotik duyarlılığına göre tedavinin yönlendirilmesi uygun olur. Ülkemizde PVL pozitifliği dünya genelinde bildirildiği kadar yüksek değildir. Hem toplum hem da sağlık bakım hizmeti ile ilişkili S. aureus suşlarının sekans tiplerine bakıldığında iç içe girdiklerinin görülmesi, dünya genelinde son yıllarda bildirilen eğilime uygundur.