İpek fibroin temelli biyonanokompozitlerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Kimya Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SALİHA İLDEM DEMİRER
Danışman: Yaşar Murat Elçin
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu tez çalışmasında, doku mühendisliği uygulamalarına yönelik olarak ipek fibroin (SF), κ-karagenan (κ-Car) ve mezoporöz biyoaktif cam (MBG) kullanılarak farklı bileşimlerde kompozit grupları hazırlandı. SF/κ-Car kompozit iskelesine %0,2, %0,4 ve %2 oranlarında mezoporöz biyoaktif cam (MBG) ve bakır katkılı mezoporöz biyoaktif cam (Cu-MBG) katkılanarak bu iskelelerin termal stabilitesi termogravimetrik analiz (TGA) ile incelendi, yüksek termal kararlılık gösterdikleri tespit edildi. Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) ve nükleer manyetik rezonans (NMR) analizleri, bileşiklerin kimyasal yapılarını doğruladı ve modifikasyon işlemlerinin başarıyla gerçekleştiğini gösterdi. X-ışını kırınımı (XRD) analizi, malzemelerin kristal yapılarını belirlerken, taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDS), yüzey morfolojisi ve elementel dağılım hakkında detaylı bilgiler verdi. Mekanik testler kompozit malzemelerin dayanıklılığını test etmek için gerçekleştirildi. Kompozitlerin su tutma kapasitesi, bozunma davranışı ve iyon salımı analizleri ile biyolojik ve çevresel koşullara uyumları değerlendirildi. İyon salım analizinde bakır içeren kompozitlerdeki bakır miktarı atomik absorpsiyon spektrometrisi (AAS) ile belirlendi. İndüktif eşleşmiş plazma optik emisyon spektroskopisi (ICP-OES) ile sentezlenen 29S29B meozporöz biyoaktif camlarda yer alan elementler tespit edildi. İn vitro sitotoksisite testleri (MTT), düşük bakır konsantrasyonlarının hücreler üzerinde olumsuz etki göstermediğini, ancak yüksek konsantrasyonlarda toksisiteye neden olabileceğini gösterdi. Bakır içermeyen grupların ise hücre canlılığını desteklediği belirlendi. Çalışma bulguları geliştirilen nanokompozitlerin biyomedikal uygulamalar için uygun fiziksel, kimyasal ve in vitro biyolojik koşulları sağlama potansiyelini ortaya koydu.