Sürekli ayaktan periton diyalizi hastalarında peritonit atağının periton membran transport özelliği üzerine etkisinin prospektif değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 1998

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: RAFET KOÇ

Danışman: KENAN ATEŞ

Özet:

ÖZET Sürekli ayaktan periton diyalizi (SAPD), son dönem böbrek yetmezlikli hastaların tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir renal replasman tedavi yöntemidir. Yaklaşık 20 yıllık deneyimlere ve teknolojik gelişmelere rağmen, peritonit hala SAPD'nin en önemli komplikasyonlarından biri olmaya devam etmektedir. Peritonit atağı sırasında periton membranın solütlere karşı geçirgenliğinde artış ortaya çıktığı bilinmekle beraber, peritonitin peritoneal membran fonksiyonu üzerine uzun süreli etkisi tartışmalıdır. Bu çalışmada, SAPD hastalarında peritonit atağının peritoneal membran transport özelliği üzerine etkisinin uzun süreli prospektif izlemi amaçlanmıştır. Çalışmada, peritoneal membranın transport özelliği 4 saatlik standart peritoneal dengelenme testi (PET) ile değerlendirilidi. Daha önce bazal PET verileri mevcut olan 14'ü erkek, 4'ü kadın 18 hastaya peritonit atağının ilk günü ve takiben 1, 2, 4, 12 ve 24. haftalarda test yapılarak, farklı molekül ağırlıklı solütlerin diyalizat/plazma (D/P) oranlan veya kitle transferleri hesaplandı. Ayrıca, peritonit atağım takiben kan biyokimyasında ortaya çıkan değişiklikler de izlendi. Çalışmayı tamamlayamayan 8 hastaya ait veriler, istatistiksel analizde dikkate alınmadı. Peritonit atağım takiben küçük molekül ağırlıklı solütlerden potasyum, üre, kreatinin, ürik asit, inorganik fosfor ve folik asitin D/P oranlarının bazal düzeylere göre anlamlı olarak arttığı, ultrafiltrasyon için ozmotik gücü gösteren D4/D0 glukoz oram ile net ultrafiltasyon volümünün ise azaldığı saptandı. Değerlendirilen solütler arasında molekül ağırlıkları en küçük olan kalsiyum ve sodyumun kitle transferlerinde ise anlamlı değişiklikler gözlenmedi. Artmış olan küçük solut transportunun peritonitin klinik iyileşmesini takiben tedricen azalarak 4. haftada bazal özelliğe döndüğü ve sonraki izlemde sabit seyrettiği tespit edildi. Azalmış 45olan net ultrafiltrasyon volümü izlem süresinde giderek artmakla birlikte, bazal düzeye tam olarak dönmedi. Peritonit atağını takiben D/P vitamin B12 ve CA125 oranlan ile değerlendirilen orta molekül ağırlıklı solut transportu da, küçük molekül ağırlıklı solütlere benzer değişiklikler gösterdi. Peritoneal mezotel hücreleri tarafından da sentezlendiği gösterilmiş olan CA125'in diyalizat konsantrasyonunun, peritoneal inflamasyonun düzelmesi ile birlikte giderek azaldığı saptandı. Büyük molekül ağırlıklı solütlerin transportu D/P protein oram ve peritoneal protein kaybı ile değerlendirildi ve peritonit atağım takiben bazal verilere göre yaklaşık 1.5-2.0 kat artan D/P protein oram ile diyalizatla protein kaybının tedricen azalarak 4. haftada normalleştiği gözlendi. Peritonit atağını takiben solut transportunda gözlenen değişikliklerinin molekül ağırlığına göre değerlendirilmesinde, molekül ağırlığı arttıkça ortaya çıkan solut transport değişikliğinin daha belirgin olduğu saptandı. Değerlendirilen biyokimyasal ölçümlerden BUN, kreatinin ve kalsiyum düzeylerinde izlem peryodunda anlamlı değişiklikler gözlenmezken; peritonit atağına sodyum, total protein, albümin ve inorganik fosfor düzeylerinde geçici bir azalmanın, glukoz düzeyinde ise artışın eşlik ettiği tespit edildi. Sonuç olarak, peritonit atağı sırasında farklı molekül ağırlığa sahip hemen tüm solütlerin peritoneal transportunda geçici bir artış ortaya çıkmakta ve artmış olan peritoneal transport özelliği 2 ile 4. haftalar arasında bazal özelliğe dönmektedir. Büyük molekül ağırlıklı solut transportunun peritonit atağından daha fazla etkilenmesi, ortaya çıkan peritoneal transport değişikliğinin daha çok peritoneal permeabilite artışına bağlı olduğunu düşündürmektedir. 46