Tanzimat'tan Cumhuriyet'e değişen paradigmada metafizik farklılık: Abdülhak Hâmid Tarhan
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2010
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KENAN MERMER
Danışman: ZÜLFİKAR GÜNGÖR
Özet:XIX. yüzyıl, siyasal geleneğini değiştirmek zorunda kalan Devlet-i Aliyye'nin, hayat, inanç ve edebiyat görüşlerini de değiştirmek durumunda kaldığı hassas bir çağdır. Değişimin zorlayıcı doğasına uygun hareket etmek isteyen devlet ricali, varoluşları ve gelenekleri itibariyle Doğu'ya aittir ve daha en baştan sosyal hayat ve kültür açısından dualiteyi kurgulamışlardır. Tanzimat'tan Cumhuriyet'e uzanan siyasal mecrada, sosyal hayat-edebiyat ilişkisi açısından, fiziksel âlemi algılayışta daha seküler bir görüşün; metafizik âlemi algıda ise, ibadetlerin kendisine pek yer bulamadığı, ahlâkî anlamda iyi insan ülküsünün gündeme oturduğu görülür.Bu asırdan itibaren gittikçe hızlanarak, metafizik kavramlar, şüphe merkezinde ve sembolik anlamları doğrultusunda değerlendirilmeye başlanmıştır. Artık kavramlar akîde olarak değil; birer problematik olarak dikkat çeker. Şinasî'nin, Mustafa Reşit Paşa için, ?Medeniyet Resulü? demesi, ilk etapta haddi aşmak olarak yorumlanabilirken, şairimiz Abdülhak Hâmid Tarhan'a gelindiğinde, Allah için ?Tıfl-ı Ekber? denilerek, âdeta en yüceyi kuşanmış bir cüce tasviri yapılır. Buradaki göstermelik cüret, şatahat mantığıyla karıştırılmamalıdır. Biri naz-niyaz ilişkisinin doğal sonucu; diğeri ise kavramları Tanrısal sahadan alıp, insanî sahaya çekmenin bir göstergesidir. Bu bağlamda Hâmid'in fikrî yahut sanat algısında, gözü yaşlı ve bazen aşırıya giden bir Romantizm, bazen de metafizik âlemi tam bir şüpheyle eleştiren Pozitivizm izleri görülebilmektedir.Bu yolların arasından, sisli üçüncü bir yol açılır; fakat Hâmid bu sisli yoldan yeni bir üslup devşirmez, sadece o sisli yolda yürümeye devam eder. Bu yüzden, orada tam olarak üçüncü bir yol yoktur; üçüncü bir yola benzeyen flu bir çizgi görünür. Bu çizgiyi kavrama noktasında gerçek amacımız, yalnızca bir şahsı değil; yeni kavramları şahıslar merkezinde ikonolaştıran algıyı anlamaktır.Bu sisli haritanın inşâ ettiği metafizik evrende, ölüm korkusu ve kaybedecek zamanı olmayan adamın aşk tutkusu göze çarpar. Fikirler, yüzler dalgalanır; fakat en derinde, aşkın ve hususan ölümün ezici gücü daima hissedilir.