12 Eylül 1980 sonrası Türkiye'de özel tiyatroların gelişimi (1980-1991)
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2021
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ALİ ULVİ ALTUNELLİ
Danışman: SEDEF BULUT
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Türkiye'de Tanzimat Dönemi ile birlikte Avrupa örnek alınmaya başlamış, kültür ve sanat da bu yönde gelişimini sürdürmüştür. Bu dönemle birlikte Batı tarzı tiyatro toplumun yaşantısına girmiştir. 1873 "Vatan Olayı" ile iktidarın tepkisini çekerken halktan destek gören tiyatro, değişim ve dönüşüm süreçlerinde bağımsız kalabildiği ölçüde eğiterek, eğlendirerek, sorgulayarak, eleştirerek, eleştirdiği ölçüde sansürlenerek ve yasaklanarak ilerlemiştir. Türkiye'de özellikle 1960'lardan itibaren özel tiyatrolar, bağımsız sanat yapmaya çalışarak önemli atılımları gerçekleştirmiş, tiyatroların gelişimine öncülük etmiştir. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile birlikte askeri yönetim siyasal, hukuki, toplumsal ve kültürel olarak birçok alanda keskin bir dönüşümü başlatmış, sonrasında iktidara gelen Özal ve ANAP hükümetleri de bu dönüşümü sürdürmüştür. 12 Eylül'le başlayan dönüşüm 1982 Anayasası ile kurumsallaşmış, ANAP iktidarı ile birlikte iyice yerleşmiştir. Özel tiyatrolar adına altmışlı yıllarda başlayan atılımlar, yetmişli yıllarda durgunluk dönemine girmiştir. 12 Eylül'le birçok sanatçı ve aydın ya tutuklanmış, ya yurt dışına çıkmış, kalanlarsa seslerini kısmak durumunda kalmışlardır. Bu ortamda özel tiyatrolar da oyunlarını az eleştiren çokça güldüren biraz da işlevsel seçmişlerdir. 1982 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın özel tiyatrolara ve sinemalara destek için çıkardığı yasa tasarısı ile devlet özel tiyatrolara destekte bulunmaya başlamış fakat bu durum, yardım miktarı ve uygulamaların çok yetersiz kalmasının yanında devletin kültür politikasının olmaması ve toplumun kültür sanat alanında yönlendirilmeyişi eğitim sisteminin buna yönelik olmaması gibi nedenlerle tiyatroların sorunlarına çözüm olmaktan uzak kalmıştır. Başta salon sorunu olmak üzere ödeneksiz tiyatroların sorunları her tiyatro mevsiminde artmış ve doksanların başında kriz noktasına ulaşmıştır. Uygulanan ekonomi politikaları sonucu enflasyonun hızla tırmanması belediye rüsumunun yanında KDV vb. vergiler, artan hayat pahalılığı hem tiyatrolara konu olmuş hem çözülmesi gereken sorunlar olmuştur. Seksenler aynı zamanda şehirlere göçün hızla arttığı bir dönemdir. Göçlerin sonucunda köy-kent arasında kalan toplum ve şehirlere hakim olan arabesk kültür, şehirlerin nüfusunu hızla artırırken seyirci sayısı ise tiyatrolarda hızla azalmaktaydı. Geçim sıkıntısının en önemli gündem olduğu bu yıllarda, tiyatro talebi çok gerilerde kalmış, talep edenlerin büyük bir kısmı da komediye yönelmiş ya da yönlendirilmişti. 12 Eylül sonrası yasaklar ve sansür, otosansüre yol açarken tiyatroların repertuarlarını da belirleyen temel etken oldu. Politik tiyatrolar 12 Eylül sonrası bireye yönelen, toplumun düşünsel öncüleri olması gereken aydın tutumunu irdeleyen, gündemi tarihten dolaylı yansıtan oyunlara yöneldi. Seksenlerin ikinci yarısı ile tiyatrolar 12 Eylül'le hesaplaşmaya, iktidarı yermeye, politik eleştirileri artırmaya başladılar. Ağırlaşan ekonomi, geçim sıkıntısı, kültürel altyapı eksikliği, tiyatroların gişe kaygısı nedeniyle bu dönem tiyatrolara komediler hâkim olmuştu. Kent Oyuncuları gibi politik olmayan fakat Türkiye'de tiyatro adına önemli atılımlar gerçekleştiren, yerli yabancı nitelikli oyunları seyircisiyle buluşturan topluluklar da dönemin zor koşulları altında komedinin hakim olduğu bir ortamda, seyirci tepkisinden kaygılanmışlar, buna rağmen yine de kendi çizgilerinde oyunlarını sergilemişlerdi. Bu süreçte birçok topluluk yeniyi denemekten çekinmekteydi. Dönemin sonlarına doğru ekonomik koşullar nedeniyle oyuncular da farklı mecralara yöneldiler. Topluluklar ekonomik durumlarına göre repertuarlarını belirlerken, kadrolarını da göz önüne almak zoruna kaldılar. 1990'lara gelindiğinde ise Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğu, Devekuşu Kabare gibi topluluklar çalışmalarına ara vermek zorunda kalmışlar ve televizyona geçmişlerdi. Bu durum özel kanalların da açılmasıyla gelecek yıllar için varılacak durağı özetlemekteydi.