Cam iyonomer rezin içerikli hibrid materyallerin yapay çürük formasyonu ve mikrosızıntı üzerine etkisi
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, DİŞ HASTALIKLARI VE TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2000
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ÇAĞLAR YOLDAŞ
Danışman: OSMAN GÖKAY
Özet:85 ÖZET Cam İyonomer Rezin İçerikli Hibrid MateryallerinYapay Çürük Formasyonu Ve Mikrosızıntı Üzerine Etkisi Bu çalışmanın amacı, geleneksel bir restoratif cam iyonomer siman, flor içeren bir kompozit rezin ve dört farklı cam iyonomer rezin esaslı hibrid restoratif materyalin mikrosızıntı ve yapay çürük formasyonu özelliklerinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 120 adet maksiller anterior insan dişi kullanıldı. Dişler çekimlerini takiben deney safhalarına kadar % 0.2'lik sodyumazid solüsyonunda bekletildi. Dişlerin vestibül yüzeylerine mine sement sınırında üst yarısı minede, alt yarısı sementte olacak şekilde standart Cl V kaviteler açıldı. Daha sonra dişler önce 60'ar adet dişten oluşan 2 ana gruba daha sonrada 10ar dişten oluşan 12 gruba ayrıldılar. İlk 60 dişe ait 6 gruptaki dişlerin kaviteleri aşağıdaki şekilde restore edildi: 1.GRUP: (Kontrol Grubu) Kompozit rezin Charisma F (Heraeus Kulzer). 2.GRUP: (Kontrol Grubu) Geleneksel cam iyonomer siman Ketac-Fil Aplicap (ESPE). 3. GRUP: Cam iyonomer rezin esaslı hibrid materyal Fuji II LC Capsule (GC Dental Corp.). 4.GRUP: Cam iyonomer rezin esaslı hibrid materyal Dyract AP ( De Trey Dentsply). 5. GRUP: Cam iyonomer rezin esaslı hibrid materyal Compoglass F Cavifıl (Vivadent). 6. GRUP: Cam iyonomer rezin esaslı hibrid materyal Vitremer (3M Dental Products). Restoratif materyallerin uygulanmasında üretici firma tavsiyelerine uyuldu. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 saat distile suda bekletildiler ve 5±2°C bir dakika, 55±2°C bir dakika olmak üzere 100 kez termal siklus işlemi uygulandı. Daha sonra dolguların 2 mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat tırnak cilası ile kaplandıktan sonra 24 saat % 0,5 'lik bazik fuksinde bekletildiler. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden alman kesitler mikroskop altında incelenerek fotoğrafları alındı ve boya sızmtı dereceleri standart bir skala ile skorlandı. Mine ve sement yüzeyinde ayrı ayrı elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Khi-Kare testi ile değerlendirildi. Hem mine hem de sement yüzeylerinde en az boya sızıntısının Charisma F grubunda en fazla olduğu gözlendi. Mine yüzeyinde Charisma F grubu ile Compoglass F grubu ve Vitremer grubu arasında, Ketac Fil grubu ile Fuji II LC86 grubu arasında, Fuji II LC grubu ile Dyract grubu arasında ve yine Dyract grubu ile Vitremer grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). Sement yüzeyinde ise Charisma F grubu ile Fuji II LC, Dyract, Compoglass F ve Vitremer grupları arasında, Ketac Fil ile Fuji II LC, Dyract ve Vitremer grupları arasında, yine Fuji II LC ile Dyract grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0,05). Yapay çürük lezyonu formasyonu değerlendirilmesi için 10' ar dişten oluşan 6 gruba ayrılan diğer 60 dişte mikrosızıntı değerlendirilmesindeki gruplar gibi restore edildi. Restorasyonları tamamlanan tüm gruplardaki dişlerin apeksleri mum ile kapatıldı. Restorasyonların etrafında 1 mm mine dokusu bırakacak şekilde dişlerin tüm yüzeyleri iki kat renkli tırnak cilası ile örtüldü. Yapay çürük formasyonu için asitlendirilmiş jel yöntemi kullanıldı, bu amaçla dişler % 15'lik PH'sı 4,25 olan jelatine bırakılıp, 5. hafta sonunda jel tamamen yenilenerek, toplam 10 hafta bekletildiler. Süre sonunda dişlerden alman ince kesitler polarize ışık mikroskobunda 2,5x10 büyütme ile incelendi ve fotoğrafları alındı. Fotoğraflar üzerindeki ölçü sabiti değerinden yararlanarak yapay çürük lezyonlannm lezyon değerleri dış yüzey lezyon uzunlukları (DYLU), dış yüzey lezyon derinlikleri (DYLD) duvar lezyon uzunluğu (DLU) ve duvar lezyon derinlikleri (DLD) ölçümleri um olarak yapıldı. Sonuçlar istatistiksel olarak Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey'in HSD testi ile değerlendirilmiştir. Mine yüzeyinde Charisma F ve Ketac Fil (Kontrol grupları) grupları ile hibrid materyaller arasında DYLU, DYLD ve DLD ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı, DLU değerlerinde ise Ketac Fil ve Vitremer grupları ile Compoglass F ve Vitremer grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu saptandı (p<0,05). Sement yüzeyinde ise DYLD, DLU ve DLD ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı, DYLU değerleri arasında ise Charisma F ve Vitremer grupları arasında istatistiksel olarak fark olduğu saptandı (p<0,05). Çalışma sonuçlarımıza göre mikrosızıntı ve yapay çürük lezyonu formasyonu değerleri arasında bir parelellik olduğu görülmektedir. Kompozit rezin grupları üstün adeziv özellikleri nedeniyle en az mikrosızıntı özelliğine sahip materyal olarak bulunurken, yapısındaki flor ile çürük lezyonu oluşumunun engellenmesindede etkili olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Microleakage, artificial caries formation, composite resin, glass ionomer cement, hybride material.