Solunum sıkıntısı olan yenidoğanlarda kurtarıcı yüksek frekanslı titreşimli ventilasyon (HFOV) uygulanmasının prognoza etkileri


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2016

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ECE MEKİK

Danışman: ÖMER ERDEVE

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Solunum yetmezliği olan yenidoğanlarda konvansiyonel ventilasyonun (KV) kullanılması hayat kurtarıcı olmasına rağmen, akciğer hasarı ve kronik akciğer hastalığına da neden olabilmektedir. Yeni bir ventilasyon çeşidi olan yüksek frekanslı titreşimli ventilasyon (HFOV) ile yapılan deneysel çalışmalar, HFOV'un daha az akciğer hasarına neden olduğunu göstermişlerdir. Elektif HFOV ile KV'nin karşılaştırıldığı çalışmalarda, HFOV'un kronik akciğer hastalığı gelişme riskini bir miktar azalttığı da kanıtlanmıştır. HFOV, özellikle nitrik oksit (NO) ve ekstrakorporeal membran oksijenizasyonu (ECMO)'nun bulunmadığı yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde (YYBÜ), KV'nun başarısız olduğu durumu ağır yenidoğanlarda kullanılmaktadır. Literatürde, yenidoğanların kurtarıcı HFOV manevrasına yanıtları ile ilgili güncel veri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, solunum desteğinde KV'nun başarısız olduğu yenidoğanlarda kurtarıcı HFOV uygulanmasına verilen yanıtı etkileyen risk faktörlerini değerlendirmekti. 2012-2015 yılları arasında hastanemiz YYBÜ'de, KV altında solunum yetmezliği olduğundan kurtarıcı HFOV'a geçilen yenidoğanlar, yaşayanlar (n=37) ve ölenler (n=47) olarak gruplanmış ve bu gruplar arasında, hastaların doğum ağırlıkları (DA), gestasyon haftaları (GH), tanıları gibi karakteristik özellikleri ile ventilatör ayarları, arteryal kan gazı analizleri, ventilasyon süreleri ve yan etkileri karşılaştırıldı. Ortalama GH 32,1±5,3 hafta ve ortalama DA 1901±1135 g olan 84 yenidoğan çalışmamıza dahil edilmiştir. En sık kurtarıcı HFOV ihtiyacı doğuran hastalıkların; respiratuar distres sendromu (RDS) (%59,5), sepsis (%9,5), konjenital pnömoni (%9,5), persistan pulmoner hipertansiyon (PPHT) (%8,3), yenidoğanın geçici takipnesi (TTN) (%4,8), mekonyum aspirasyonu sendromu (MAS) (%4,8) ve pnömotoraks (%1,2) olduğu görüldü. Kurtarıcı HFOV uygulamasına geçişte, hastalar hayatlarının ortalama 28,5. saatlerinde olup hastaların %72,5'u surfaktan almışlardı. Ölen infantların, taburcu olanlarla karşılaştırıldıklarında daha düşük DA (1345±935 g/2557±1035 g, p:0,0001) ve gestasyon haftasına (31,7±4,9 hafa/ 34,8±4,4 hafta, p:0,03) sahip oldukları görülmüştür. Lojistik regresyon analizi, prematürite (OR:7,73, %95 CI 2,1-24,7, p:0,001) ve 1500 g'dan düşük doğum ağırlığının (OR:7,02, %95 CI 2,6-18,6, p<0,001) belirgin olarak artmış mortalite ile ilişkili olduğunu gösterdi. DA ve GH için eşik değerler, %75 duyarlılık, %78 özgüllük ile 1875 gram ve 32,5 hafta olarak bulundu. Ölen ve taburcu olan yenidoğanlar arasında ventilatör başlangıç ayarlarında fark bulunmazken; intraventiküler kanama (İVK), prematüre retinopatisi (ROP) ve bronkopulmoner displazi (BPD) gibi yan etkiler ile HFOV süresi arasında da ilişki saptanmadı. Sonuç olarak; KV başarısız olduğu için HFOV'e geçilen hastalarda, tanıdan ve başlangıç ventilatör ayarlarından bağımsız olarak, GH ve DA daha büyük olanlarda, kurtarıcı HFOV daha etkili ve başarılı olmaktadır. Bu konuyla ilgili yapılacak geniş kapsamlı, prospektif, randomize- kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: kurtarıcı HFO ventilasyon, morbidite, mortalite, yenidoğan, yenidoğanın ilerleyici solunum yetmezliği.