Güvenlik topluluğu yaklaşımının kimliklendirme süreci perspektifinden eleştirisi: Avrupa Birliği'nde güvenlik ve savunma yapılanması


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, AVRUPA BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI EKONOMİK İLİŞKİLER ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ÖMER FARUK SARI

Danışman: Çınar Özen

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Egemen devletler arasında transaksiyonlar ve kurumsal yapılar yoluyla "biz duygusu"nun gelişerek bir "güvenlik topluluğu" oluşturulabileceğini öne süren Güvenlik Topluluğu Yaklaşımı erken dönem İnşacı bir bütünleşme teorisidir. Karl W. Deutsch'un Soğuk Savaş koşullarının belirleyici olduğu bir dönemde Davranışsalcı bir metodoloji ile geliştirmiş olduğu Yaklaşım, Soğuk Savaş sonrasında Uluslararası İlişkiler Teorisi içerisinde hızlı bir çıkış yakalayan Alexander Wendt'in Sosyal İnşacı yaklaşımı çerçevesinde güncellenmiştir. Deutsch'un devletler arasında barışçıl ilişkiler geliştirilmesi için "biz duygusu"na ontolojik olarak atfettiği önem, kendisinden sonra İnşacı literatürde "kolektif kimlik" kavramına yüklenen yapısal belirleyici rol ile devam ettirilmiştir. Buna göre, transaksiyonlar ve daha sonra İnşacı çalışmalar ile önemi ön plana çıkarılan kurumsal yapılar çerçevesindeki sosyalizasyon süreçleri devletler arasında uzun süreli barışçıl değişim beklentilerini mümkün kılacak ve bu ilişki döngüsel biçimde güvenlik topluluklarının sürdürülebilirliklerini sağlayacaktır. Ancak Deutsch'un ABD ile Avrupalı devletler arasında Transatlantik Güvenlik Topluluğu olarak kavramsallaştırdığı söz konusu bütünleşme olgusu Soğuk Savaş sonrasında paradoksal biçimde taraflar arasında özellikle güvenlik ve savunma konularında gerçekleşmekte olan ayrışmayı engelleyememektedir. Bu durum, kolektif kimliğin Yaklaşımda atfedilen ontolojik önceliğe uygun olarak sürekli bir biçimde güvenlik topluluğunu yeniden üretemediğini göstermektedir. Nitekim Avrupa tarafında AB çerçevesinde otonom güvenlik ve savunma arayışları Soğuk Savaş sonrası dönemde artarak devam etmektedir. Bu çerçevede çalışmanın temel argümanı, Yugoslavya'nın dağılması süreci ve 11 Eylül olayları gibi tarihsel dönemeçler çerçevesinde Soğuk Savaş sonrası dönemde Transatlantik Güvenlik Topluluğunda derinleşen bir "çözülme" olduğu, söz konusu çözülmeyi ise Deutsch ve takipçilerinin çıkara dışsal ve sabit bir değişken olarak ele aldıkları "kolektif kimlik" kavramı yerine paylaşılan tehdit ve çıkar algılamalarına önem atfederek sürece vurgu yapan "kolektif kimliklendirme" kavramının açıkladığıdır. Güvenlik Topluluğu Yaklaşımının tutarlılığını artıracağı ortaya konulmaya çalışılan "kolektif kimliklendirme" süreci, Soğuk Savaş döneminin getirdiği istikrara dayalı olarak Transatlantik Güvenlik Topluluğu içerisinde gelişim göstermiş olan AB Güvenlik Topluluğunda ise olumlu yönde seyretmektedir. Ortak güvenlik ve savunma kapasitesi geliştirme arayışını sürdürerek "sıkılaşan" AB Güvenlik Topluluğunun bu süreci kurumsallaşma yoluyla yürütmesi ise Transatlantik Güvenlik Topluluğu içerisinde bir içeri-dışarı ayrımına neden olmaktadır. Güvenlik Topluluğu literatüründe ihmal edilmiş olan söz konusu ayrım ise kolektif kimliklendirme sürecinde Deutsch'dan sonra daha fazla vurgu yapılan kurumsal yapılar yoluyla Güvenlik Topluluğu Yaklaşımının öngördüğü bütünleşme modelinin sürdürülebilirliğine sınama teşkil etmektedir. Yanlışlama yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın teoriye temel katkısı, bir bütünleşme teorisi olma iddiasıyla ortaya atılan Güvenlik Topluluğu Yaklaşımının, gerek kolektif kimliğe ve kurumsal yapılara atfettiği oluşturucu rol ve gerekse son aşamasına güvenlik ve savunma konularının da dahil edildiği aşamalı güvenlik topluluğu modeli nedeniyle kendi içerisinde tutarlı bir bütünleşme modeli sunamadığını ortaya koymasıdır.