KBRN tehdit ortamında adli görev etkinliğinin değerlendirilmesi: Türkiye-ABD karşılaştırması


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, ADLİ BİLİMLER ANABİLİM DALI (DİSİPLİNLERARASI), Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EMRE OĞUR

Danışman: NERGİS CANTÜRK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Teknolojik gelişmeler, hayatın birçok alanına olumlu katkılar sağlasa da söz konusu gelişmelerin her zaman iyi niyet çerçevesinde kullanılmaması sonucu güvenlik zafiyetleri oluşabilmektedir. Terör örgütleri ve her türden suçlular, teknolojik gelişmeleri eyleme geçme yöntemleriyle birleştirerek, beklenmedik yer ve zamanda kamu güvenliğine azami ölçüde zarar verme isteklerinin cazibesine kapılırken, devlet otoriteleri suç ve suçluyla mücadele noktasında proaktif olabilmenin kaygısını taşımaktadırlar. Teknolojinin gelişimine paralel olarak sanayileşmenin de giderek yaygınlaşması neticesinde, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) ajanların art niyetli gruplarca istismar edilme potansiyelleri daha çok gündeme gelmeye başlamıştır. KBRN ajanlarının kaza, doğal afet veya kasıtlı kullanımları sonucunda gerçekleşecek olaylara ilişkin risk değerlendirmeleri yapılırken, "gerçekleşme ihtimalleri düşük, etki potansiyelleri çok yüksek" ibarelerine yer verilmektedir. "Suç işlendiğinde suçluları yakala, suç oranlarının yüksek olduğu noktalarda önleyici tedbirler al" şeklindeki geleneksel kolluk anlayışının günümüz suç ve suçlularıyla mücadele noktasında yetersiz kaldığı bir gerçektir. İnternet ve teknolojinin sağladığı "know-how" imkânları sayesinde suç işleme kapasitelerini gün geçtikçe artıran ve "daha az zahmete girerek, kitlesel ölçekte zararlar oluşturma" amacını güden gruplara karşı, kolluk birimlerinin teknik bilgi ve ekipman yönünden birkaç adım önde olması, kamu güvenliği için oldukça önemlidir. Son yıllarda yapılan akademik çalışmalar ve uluslararası kuruluşların raporları, KBRN ajanlarının kasıtlı kullanım risklerinde artış olduğunu ortaya koymakta ve artan bu risklerin bertaraf edilmesinde, devletlerin iç güvenlik politikalarını gözden geçirmelerinin önemi kadar uluslararası eşgüdümün de gerekli olduğuna dikkat çekmektedirler. KBRN kaynaklı olaylara ilişkin ülkelerin mevcut risk algılarının, mevzuat düzenlemeleri ile görev ve sorumlulukların kurum ve kuruluşlar nezdindeki dağılımlarına etki edeceği aşikardır. Bu çalışmada, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nin KBRN kaynaklı olaylara ilişkin risk algılarının, KBRN tehdit ortamındaki adli görevlerin yürütülmesi kapsamında ve kolluk teşkilatları perspektifinde irdelenmesine yönelik karşılaştırmalı analizlerin yapılması ve uygulamalardaki farklılıkların ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, Türkiye'nin KBRN risklerini "afet ve acil durum yönetimi" kapsamında değerlendirmeye ağırlık verdiği ve bu yönde bir teşkilatlanmaya gittiği; buna karşın Amerika Birleşik Devletleri'nin, özellikle 11 Eylül sonrasında, KBRN olaylarına ilişkin risk algısının "potansiyel terör saldırıları" odağındaki değerlendirmesinin bir sonucu olarak, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) başta olmak üzere adli kolluk birimlerinin görev etkinliklerini artırmaya yönelik politikalara ağırlık verdiği görülmüştür. Bütün bunlarla birlikte, KBRN ajanlarının kasıtlı kullanıldığı adli olayları sadece "terör saldırıları" ile sınırlandırmanın yetersiz olacağı, 2019 yılının son günlerinde ülkemizde art arda yaşanan "siyanür vakaları" ile kamuoyuna yansımıştır. Adli bilimlerin temelini teşkil eden "delil güvenliği" ilkesi göz önüne alındığında, KBRN tehdit ortamında gerçekleştirilecek sağlıklı bir olay yeri incelemesi işleminin; ancak, bu konuda teknik bilgi ve ekipman donanımına sahip kolluk personelince gerçekleştirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.