Birinci Dünya Savaşı'nda cihat ilanı ve Orta Doğu
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2015
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YUSUF AYDIN
Danışman: HAKAN UZUN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Dünya Savaşı, 28 Haziran 1914'te Avusturya veliahdı Ferdinand'ın Saraybosna'da öldürülmesiyle başladı. Dört yıldan fazla süren bu savaşta Osmanlı Devleti Alman tarafında yerini aldı ve cihat ilan etti. Bu cihadın ilanı bir Alman planıydı. Almanya, Marne, Yser, Ypres'de ve Mazuries bataklıklarında İtilaf Devletleri tarafından durdurulunca planları suya düşmüş oldu. Üzerindeki savaş yükünü hafifletmek için Rusları Kafkasya'da ve İngilizleri de Mısır'da meşgul etmeliydi; bunun için de Almanların Türkiye'ye ihtiyacı vardı. Almanya, İttihatçıların Turan politikalarını da istismar ederek ve bunu panislamist politikalarla destekleyerek "Cihad-ı Ekber" ile en azından İslam dünyasının bir kısmının isyan edeceğini hesaplıyordu. Bütün İslam dünyasının sömürge veya yarı sömürge durumda oluşu Cihat için olumsuz faktördü. Cihadın ilanından sonra yoğun panislamist propaganda faaliyetleri başlatıldı. Camiler, Kuran ve Buhari kıraatlarının merkezi haline geldi, tarikatlara el atıldı, Arap memleketlerinden tanınmış din adamları ve liderler vasıtasıyla sömürge Müslümanları isyana davet edildi. Berlin ve İstanbul, panislam'ın propaganda merkezleri olurken tarafsız ülkeler üzerinden de propaganda malzemeleri çeşitli yollarla dış Müslümanlara ulaştırılmaya çalışıldı. Bu maksatla Sünni-Şii farkına bakılmaksızın panislamist ittifaklar kurma çabaları oldu. Türk-Alman tarafı Hac ziyaretlerini cihat politikasında kullanmaya çalışırken İtilaf devletleri de tüm güçleri bunu ve bu maksatla yapılan propagandaları durdurmaya çalıştı ve başarılı da oldu. Ancak bu politikaya koşut olarak sürdürülen Turancı politika Cihadı sorgulanmasına ve samimiyetsiz oluşuna ilişkin şüpheleri davet ediyordu. Zaten Almanya'nın güdümünde olan bu İttihad-ı İslam politikası İtilaf devletleri tarafından büyük ve güçlü argümanlarla çürütülüyordu. İttifak Devletleri, cihadın başarılı olmasında mühim ve hatta en büyük faktörlerden biri olan askeri zaferlerle başlangıçta korkutucu olduysa da bilhassa Kafkasya'da Sarıkamış, Irak'ta Şuayyibe ve ardından Mısır'da Kanal hezimetleriyle cihadın yürütülemeyeceği kısa zamanda görülmesine rağmen panislamist politika, savaşın sonuna kadar sürdürüldü. Ancak cihadın başarılı olma şansı yoktu. Cemal Paşa'nın Suriye'de zamansız ve gereksiz bir şekilde başlattığı idamlarla Araplar, cihattan hızla uzaklaşmaya başladı. Zaten savaş hususunda gönülsüz olan Araplar, milliyetçilik cereyanıyla Türklerden uzaklaşıp isyan etti. Bu da askeri bozgunlardan sonra cihadın moral alanda çöküşünü hızlandırdı. Almanya tarafından esir alınan K. Afrika Müslümanları, esir kamplarında yoğun propaganda faaliyetlerinden sonra ikna edilebilenler İstanbul'a gönderildiyseler de daha buradayken olumsuzluklar başladı, İran ve Irak cephelerine Rus ve İngilizlere karşı çarpışmak üzere gönderilirken ilk fırsatta firar edip İngilizlere sığındılar. Bunların bir kısmı isyan eden Şerif Hüseyin'in saflarına geçti. 1917 yılında baş gösteren Bolşevik ihtilali cihat için bir şans olarak ortaya çıktıysa da, bu tarihten itibaren Türkler gözlerini Turan'a dikmişlerdi ve Dağıstan'a doğru ilerliyordu. Ancak ABD'nin savaşta Çarlık Rusya'sının yerini almasıyla Almanların emperyal ve Türklerin Turan ideallerini bitirdi. Mondros mütarekesiyle Türkler ilerledikleri Turan coğrafyasından geri döndü, ilan ettikleri Cihad-ı Ekber de başarısızlıkla bitti. İstanbul'a getirilen ulema başlarının çaresine bakmak üzere her biri bir tarafa dağılırken, Arabistanlı mücahit efrat da İstanbul'da sefil bir hayat yaşadıktan sonra çeşitli vasıtalarla memleketlerine gönderildi. Savaşa katılan İttihatçı liderler İstanbul'dan kaçtı, ard arda kurulan Osmanlı hükümetleri ayakta duramadı. Bundan sonra yeni bir Türk Devleti ortaya çıktı.