Türkiye Cumhuriyeti'nde tersanelerin gelişim süreci (1923-1950)


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MUSTAFA ALPER KAYA

Danışman: Ahmet Şamil Gürer

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Anadolu'yu yurt edinen Türkler, denize açılmanın jeopolitik bir zorunluluk olduğunu fark ettiklerinde tersaneler inşa ederek güçlü bir donanmaya sahip olmak istediler. Böylece Türkler, ilk defa Anadolu Selçuklu Devleti'nin Alanya ve Sinop tersanelerinde inşa ettiği gemiler ile çevre denizlerinde varlık göstermeye başlamıştır. Osmanlı Devleti döneminde ise Gelibolu, İstanbul, Süveyş, Sinop, Basra, Rusçuk ve Birecik Tersaneleri'nde inşa edilen Donanma ile Karadeniz, Akdeniz ve Kızıldeniz'de hakim deniz gücü olunmuştur. XVI.yüzyıldan itibaren karadaki genişlemesine paralel olarak denizlerdeki etki alanını da genişleten Osmanlı Devleti, güçlü donanması ile Akdeniz ticaret yolları üzerinde hakimiyet kurmuş, Hint Okyanusu'nda Portekiz donanması ile mücadeleye girişmiş ve Arabistan Yarımadası'nda fetihlerde bulunmuştur. Savaşlarda alınan mağlubiyetler ve iç isyanlar sonrasında yıpranan Osmanlı Devleti, Batı dünyasındaki gelişmelere paralel olarak çeşitli alanlarda ıslahatlar yaparak bir süre daha varlığını sürdürmüştür. Ancak ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya gibi Batılı güçler, başta buhar makineleri olmak üzere birçok yeni teknolojiyi sanayinin tüm alanlarına uygularak üretim kapasitelerini artırmış ve baş edilemez birer ekonomik güce dönüşmüşlerdir. Bunun yanısıra Batılı güçler modern fabrika ve tersanelerinde inşa ettikleri zırhlı gemiler, silah ve teçhizatlardan oluşan askeri güçleri ile yeni hammadde arayışına girmişlerdir. Sonuç olarak coğrafi bakımdan Avrupa'ya yakın konumdaki Kuzey Afrika topraklarını işgal etmeye başlamışlardır. Diğer taraftan ağır sanayi kollarını kuramayan Osmanlı Devleti, kendi askeri teçhizatını ve modern gemilerini üretmediği için Balkanlar'da, Afrika'da ve Arap Yarımadası'nda merkezi otoriteyi sağlayamamıştır. Uzun süren toprak kayıpları sonrasında ittifak kurmanın önemini kavrayan Osmanlı yönetimi, Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya ile kurduğu ikili ilişkiler sayesinde yabancı özel şirketler üzeriden haberleşme ve demiryolu sistemleri ile dokuma, deri, cam, basit makine atölyeleri üzerine yatırımlar yapabilmiştir. Ayrıca Harbiye ve Bahriye Nezâretleri'ne ait bazı fabrika ve atölyeler ile gemiler ve askeri teçhizat da modernize edilmiştir. Sanayileşme yolunda yavaş adımlarla ilerleyen Osmanlı Devleti Balkan Harbi ve I.Dünya Harbi'nin ağır faturaları sonrasında bir daha kendine gelememiştir. Nitekim müttefikleri Almanya ve Bulgaristan'ın, mağlubiyeti kabul ederek I.Dünya Harbi'nden çekilmesi üzerine Osmanlı Devleti de Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştır. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Batılı güçlere galip gelen Türkiye, Lozan Antlaşması ile yeniden bağımsızlığını kazanmayı başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile birlikte hızla gerçekleştirilen devrimlere paralel olarak iktisâdi alanda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Devletçilik ilkesi ışığında kurulan modern işletmeler ve fabrikalar ile yenilenen eğitim kurumları, Türkiye'nin kendi mühendis, teknisyen ve işçi kadrolarını yetiştirmiştir. İktisadi ve idari bağımsızlığını elde eden Türkiye Cumhuriyeti, teknik imkanlarının ve eğitimli kadrolarının artması sayesinde ilk etapta Osmanlı Devleti'nden kalan harabe durumdaki fabrikalarını, askerî teçhizatlarını ve gemilerini onarmayı başarmış, daha sonra yaptığı yatırımlar ile modern fabrika ve tersaneler kurmaya muktedir olmuştur. 1950'li yıllara gelindiğinde kendi demir-çeliğini üreten Türkiye Cumhuriyeti, yeniden ayağa kaldırdığı tersanelerinde millî gemilerini inşa etmeyi başarmıştır. Anahtar Kelimeler: Sanayileşme, Fabrika,Tersane, Gemi İnşaatı, Devletçilik.