Gecekondu bölgelerinde kamusal alan ve kadın: Ankara-Türközü örneği


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2005

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EBRU ŞİRİN

Danışman: Erol Demir

Özet:

5. Özet Habermas kamusal alan kavramıyla, her şeyden önce, toplumsal yaşamımız içinde, kamuoyuna benzer bir şeyin oluşturulabildiği bir alam kastetmektedir. Bu alana tüm yurttaşların erişmesinin garanti altına alındığını, özel bireylerin kamusal bir gövde oluşturarak toplandıkları her konuşma durumunda, kamusal alanın bir parçası varlık kazanmış olduğunu belirtmektedir (Habermas, 2003: 95). Habermas kamusal alan kavramıyla kendi içinde bir anlamda kamuoyuna benzer bir alanın oluşabileceği, toplumsal yaşamın bir parçasını tanımlar. Medya, gazeteler, dergiler, radyo ve televizyon büyük bir kamusal alarmı iletişim ihtiyacım karşılayan önemli özel araçlardır. Kamusal alandan bahsedildiğinde, kamuoyunda tartışılan konunun bir şekilde devletle ilgili olduğu düşünülebilir. Habermas'a göre devlet, otoritesini siyasal kamu alanında icra etmekten sorumlu olsa da, bu alanın bir parçası değildir (Habermas, 2003: 95-96). Richard Sennett ise Kamusal İnsanın Çöküşü'nde modern çağlan kamusal yaşam ile özel yaşam arasındaki dengenin değişmesi bağlanımda ele alırken tarih ve kuram arasında kurduğu etkileşimden hareketle, 18. yüzyıl Avrupa' sının "Kamu" sözcüğü, aile ve yakın arkadaş kesimlerinden farklı, çok çeşitli insanları içine alan, tanıdıklardan ve yabancılardan oluşan bir alam kapsamaktadır. Sennett, 18. yüzyıla kadar pek kullanılmayan "kozmopolit" sözcüğünün, 18. yüzyılın bu iki şehrinde varolan toplumsal yaşamı anlamamızda bize kılavuzluk edecek önemli bir ipucu sunduğunu belirtmektedir (Sennett, 1996: 33). 19. yüzyılın sarsıntıları arasında kendilerini "huzurlu" ve "samimi" ortamlar arayışı içinde bulan insanlar, bir yandan 18. yüzyılın kafelerinden, parklarından ve tiyatrolarından 20. yüzyılın oturma odalarına doğru çekilirken, yabancılarla konuşma yadırganacak bir davranış halini alırken, yalnız kalma hakkı da herkesin ardına gizlenebileceği bir kalkan olmaktaydı. Başka bir deyişle, "kamusal davranış bir gözlem, pasif bir katılım, bir çeşit röntgencilik" halini alıyordu (Sennett, 1996: 45). Arendt'e göre kamu, içinde özel olarak bize ait olandan ayrı, hepimiz için ortak olan bir dünyayı ifade etmektedir. Söz konusu alan insan eseri bir dünyadır. 130Buraya gelmemizi sağlayan bu dünya birbirimizin üzerine yıkılmamızı önlemektedir. İhtiyaçlarla birliktelik söz konusudur. Kamusal alana "sadece birlikte yaşadıklarımızla değil, eskiden yaşamış ve bizden sonra gelecek olanlarla da ortak olarak sahibizdir (Arendt, 1994: 81-82). Kamusal alana ilişkin bu üç önemli yazarın düşüncelerinden yola çıkarak gecekondu bölgelerinde kamusal alana ilişkin değerlendirmeler yapılabilir. Üç yazar da kamusal alanın dönüşümünü anlatırken Sennett ve Arendt kamusal alanın çöktüğünü düşünmektedirler. Ancak kentlerde gecekondu mahallelerine baktığımızda aynı şeyin söz konusu olduğunu söylemek biraz güçtür. Nitekim gecekondu mahalleleri yerleşim olarak bile bize hala feodal düzeni çağrıştırır özellikler taşıdığı söylenebilir (Kıray, 1998: 18). Göç ettikten sonra öncelikli olarak kente tutunabilme çabalan geliştiren yeni kentlilerin -ki bu çabalar köyle bağları koparmama, hemşehrilik ve cemaat ilişkileri gibi durumlardır- ailesel yapılarında kimi değişiklikler olmuştur (Karpat, 2003; Işık ve Pınarcıoğlu, 2001; Kurtoğlu, 2004). Bu değişikliklere rağmen kamusal alanla etkileşimleri gecekondu mahallelerine özgü bir farklılık göstermektedir. Gecekondu mahallelerinde yaşayan kadınların kamusal alanla etkileşimleri erkeklere göre farklılık arz etmektedir. Kamusal alanda bulunuş şekillerinin kültürel yapılarına ilişkin fikirler verdiğini düşünecek olursak, gecekondu mahallelerinde yaşayan kadınların ikinci plana itildiklerini söyleyebiliriz (Bora, 1997; Alkan, 2000). Bu durumu yaratan etkenlerden biri hemşehrilik ilişkileri ve dedikodu mekanizmasıdır (Wedel, 2001: 108). Ankara Türközü Mahallesi'nde kadınların kamusal alanla etkileşimlerini bütüncül bir tablo biçiminde ortaya koymaya çalıştığımız bu çalışmada 15 kadınla standartlaştırılmış açık uçlu sorulardan oluşan görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen sonuç kadınların mahallelerinde sınırlı da olsa bulunan kamusal alanları çok fazla kullanmadıkları, kamusal alanlara çıkış sebeplerinin alış veriş gibi zaruri ihtiyaçlar olduğu görülmüştür. Bunlara rağmen evleri ve evlerinin balkon/bahçelerini çok fazla kullandıkları için kamusal hayatlarım bu alanlarda yarattıkları söylenebilir. Nitekim görüşme yapılan kadınlar ev kıyafetleriyle evlerinden çıkarken giydikleri kıyafetin aynı olduğunu söylemekle bu gözlemi 131destekler açıklamalarda bulunmuşlardır. Daha çok erkekler için yapılmış ve birer enformasyon merkezi olan kahvehanelerin ise kadınlar için bile dolaylı yoldan bilgi alışverişinde bulundukları mekanlar işlevi gördüğü söylenebilir. Ailede kahvehaneye giden erkeğin (eş, baba, kardeş vb) kendilerine anlattığı kadarıyla sınırlı da olsa kadınlar bu mekanlarda konuşulan kimi şeyleri bu kişilerden öğrenebilmektedirler. Bu durum kahvehane gibi kamusal mekanların ne kadar işlevsel olduğunu gösterir niteliktedir. Kadınların kamusal alanlardaki çizilmiş özgürlüklerini dedikodu mekanizmasının da etkilediği söylenebilir. Kadınların yaşadıkları bu sıkıntılara rağmen kentte kalış süreleriyle bağlantılı olarak apartmana taşınmak istememeleri, köyleriyle ilişkilerini koparmış olmaları, köylerine dönme isteMerinin körelmiş olması, dine bakışlarında değişiklik gibi veriler daha önce yapılmış gecekondu araştırmalarıyla paralellik göstermektedir. 132