Behavioral and genetic evaluation of the effect of prenatal stress on functional cerebral asymmetries in rats
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, GENETİK ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: İngilizce
Öğrenci: SEVİM ISPARTA
Danışman: Bengi Çınar
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Serebral asimetri (serebral lateralizasyon) beynin sağ ve sol hemisferlerinin fonksiyonel ve anatomik olarak özelleşmesidir. Fonksiyonel serebral asimetri (FSA) ise, beyin yarım kürelerinin belirli fonksiyonların kontrolü açısından özelleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Beyin hemisferlerinin anatomik ve fonksiyonel olarak asimetrik olduğu iyi bilinmesine karşın, hemisferik asimetrilerin moleküler ve genetik temelleri henüz tam olarak anlaşılamamıştır. El tercihi, insanlarda; pati tercihi ise hayvanlarda beyin lateralizasyonunun en belirgin fonksiyonel ifadesidir. Bu nedenle, hemisferik asimetrilerin ve el tercihlerinin ontogenezinin anlaşılması, bu tip hastalıkların patogenezi hakkında önemli bilgiler elde edilmesi açısından çok önemlidir. Kısa bir zaman öncesine kadar fonksiyonel serebral asimetrilerin çoğunlukla genetik faktörlerce yönlendirildiği ve zaman içerisinde stabil olduğu varsayılmasına karşın; güncel çalışmalar ile FSA'ların bir dereceye kadar plastisiteye sahip olduğu ve bireyin ömrü boyunca değişebileceği gibi kısa zaman dilimlerinde de değişebileceği kanıtlanmıştır. Canlılarda, FSA ve stres arasındaki ilişkiyi araştıran çok sayıda çalışma mevcuttur. Yapılan çalışmalar, akut ve/veya kronik stresin FSA‟yı etkilediğini, hatta serebral asimetrinin stres cevabında koruyucu roller üstlendiğini göstermektedir. Bununla birlikte, prenatal stresin beyin organizasyonu üzerindeki etkisi ve bu etkinin altında yatan moleküler mekanizmalar yeterince bilinmemektedir. İnsan ve deney hayvanı çalışmalarından elde edilen veriler ışığında kronik prenatal stresin, nöronal gelişim üzerinde uzun vadede etkili olabileceği ortaya konmuştur. Bu durumun, bebeklik döneminde tespit edilebilen ve erişkinlik döneminde de devam edebilecek farklı davranışsal patolojilere neden olabileceği bildirilmiştir. Örneğin yaşamın ilerleyen dönemlerinde anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi çeşitli psikiyatrik hastalıklara sebep olduğu bilinmektedir. Prenatal dönemde maruz kalınan olumsuzluklar sebebiyle meydana gelen epigenetik değişikliklerin, yaşamın ilerleyen dönemlerinde görülen obezite, kardiyovasküler hastalıklar ve endokrin bozukluklar gibi yaygın kronik hastalık riskleriyle ilişkili olduğu varsayılmaktadır. Bunun altında yatan temel unsur, hücrelerin iç veya dış çevresel uyaranlara cevap olarak adapte olma kabiliyeti anlamına gelen "fenotipik plastisite" fikrine dayanmaktadır. Kronik prenatal stresin, gelişmekte olan embriyonun kortikal ve limbik sistem morfolojisini değiştirerek serebral lateralizasyonu azaltabileceği de bildirilmiştir. Bu tez kapsamında, ratlarda prenatal stresin FSA üzerindeki etkisi çeşitli davranış testleri ile değerlendirilmiş ve beynin her iki hemisferine ait motor korteksteki gen ifade düzeylerinin belirlenerek davranışsal asimetri ile ilişkisi ve bu ilişkinin prenatal stresten nasıl etkilendiği araştırılmıştır. Mevcut literatürde canlılarda fonksiyonel serebral asimetri ile stres arasındaki ilişkiyi araştıran birçok çalışma olmasına karşın; bu çalışmaların büyük bir çoğunluğu akut ve kronik stresin FSA'yı nasıl etkilediğinin anlaşılmasına yöneliktir. Yapılan tez çalışması çeşitli davranış testleri ve beyin dokusunda gen ifade düzeyine ilişkin analizler içermekte ve prenatal stresin ratlarda FSA üzerine etkisini ve moleküler alt yapısını inceleyen ilk araştırma olma özelliği taşımaktadır. 116 Bu çalışmada gebe kalma zamanı bilinen Sprague Dawley ratlardan (n=16) 8 tanesi rastgele kontrol grubu olarak seçilmiş ve diğer 8 gebe rata ise stres protokolü uygulanmıştır. Deneylere hem anne ratlar hem de yavru ratlar (n=131) dahil edilmiştir. Stres grubundaki gebe ratlar (n=8) gebeliğin son trimesteri (15-21 günler arası), günde 2 saatlik hareket kısıtlama stresine maruz bırakılmışlardır. Stres protokolü 12 saatlik aydınlık/karanlık periyotlarında ratların en aktif olduğu dönem olan karanlık döngülerinde uygulanmıştır. Yavruların doğdukları gün postnatal gün (PG) 0 olarak kabul edilmiştir. PG2‟de yavruların cinsiyetleri belirlenmiş ve her biri hassas terazide tartılarak kiloları kaydedilmiştir. Her bir anneden olabildiğince eşit sayıda erkek ve dişi yavru içeren ve en fazla 10 yavrudan oluşan örneklem grupları oluşturulmuştur. Gebelik döneminde annelere uygulanan stresin annelerde yavru bakımı üzerine etkilerini araştırmak amacıyla PG2, PG6, PG14 ve PG20 günlerinde anne yavru bakımı değerlendirmesi yapılmıştır. Değerlendirmede, yavruları yalamak ve tımar etmek, emzirmek, yavruları geri almak, yuvayı yeniden inşa etmek, yuvada geçirilen süre, kendi kendini tımar etmek, yetiştirme ve yavru arama davranışı olmak üzere 7 parametre açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca kamera kaydıyla eş zamanlı olarak ultrasonik vokalizasyonları da kayıt altına alınmıştır. Behavioural Observation Research Interactive Software (BORIS) (Davranışsal Gözlem Araştırması İnteraktif Yazılımı) kullanılarak anne bakım davranış değerlendirmelerinden elde edilen videolar analiz edilmiştir. Bu araştırmanın sonuçları gebelik döneminde anne ratlara uygulanan stresin yavru bakım davranışlarında bir etkisi olmadığını göstermektedir. Anne bakımı davranışlarında stres ve kontrol grupları arasında herhangi bir fark olmaması, prenatal stres protokolünün neden olduğu olumsuz etkileri telafi etmek için artabilecek anne bakımı potansiyelini ortadan kaldırarak yalnızca prenatal stresin etkisini inceleme fırsatı verdi. Böylelikle, yalnızca prenatal stresin yavrularda fonksiyonel asimetriyi etkileyip etkilemediği şeklindeki birincil araştırma sorusunun araştırılmasını mümkün kılmıştır. PG21‟de yavrular sütten kesilerek PG21, PG40, PG60 ve PG90 zamanlarında test edilmek üzere farklı yaş gruplarına ayrılmıştır. Kontrol ve stres grubundaki her bir anneden her bir yaş grubu için rastgele 1 erkek, 1 dişi yavru seçilmiştir ve yavrular kafeslere kafes başına aynı cinsiyetten 2 hayvan olacak şekilde yerleştirilmiştir. Kalan PG40, PG60 ve PG90 yavruları ise davranış testlerinden iki gün öncesine kadar her kafeste aynı cinsiyetten yavrular olacak şekilde tutulmuştur. Görme sistemleri düşük ışık koşullarına uyum sağlamış ratların tüm davranış değerlendirmeleri de yine benzer şekilde kırmızı ışık koşulları altında 12/12 saatlik bir aydınlık/karanlık döngüsünün karanlık aşamasında gerçekleştirilmiştir. Bütün postnatal uygulamalardan önce hayvanlar, testlerin uygulandığı davranış odasına testten en az 30 dakika öncesinde alınarak, odaya uyum sağlamalarına izin verilmiştir. Rodentlerde kaygıyla ilgili davranışlarını değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan Yükseltilmiş Artı Labirent Testi kullanılarak 16 anne ve 4 farklı gelişimsel yaş grubundaki her bir yavru olmak üzere toplam 131 yavruya anksiyete değerlendirilmesi yapılmıştır. Testin tamamı kamera ile kayıt altına alınmıştır ve elde edilen videolar, açık kaynaklı bir Python aracı olan DeepLabCut kullanılarak analiz edilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, prenatal strese maruz kalan PD60 yaş grubundaki hayvanların, kontrol grubuna kıyasla EPM testinde açık kollarda daha az, kapalı kollarda ise daha fazla zaman geçirerek daha az keşfedici davranışlar sergilediklerini göstermiştir. Beyin gelişimi için doğum sonrası gelişimde en önemli dönem ergenlik olsa da ilginç bir şekilde, bu çalışma PD60'ın erken yetişkinlik döneminin, prenatal stresin etkilerinin en güçlü şekilde ortaya çıktığı, ratlarda doğum sonrası daha hassas bir gelişim dönemi olabileceğini göstermiştir. Bu çalışma, prenatal stres maruziyetinin yaşamın sonraki aşamalarında kaygı ile ilişkili davranışları geliştirmedeki rolüne ilişkin önceki çalışmaları desteklemektedir. Ayrıca, mevcut araştırmadaki prenatal stres protokolünün etkinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmek için 117 sütten kesmeden sonra kaygı ile ilgili davranışları ölçmek için yükseltilmiş artı labirent testinde anne ratlar da incelenmiştir. Gebelik döneminde hareket kısıtlandırma stres protokolü uygulanan annelerde kontrol grubuna göre kapalı kolda geçirilen sürenin önemli ölçüde uzadığı gözlenmiştir. Bu bulguyla uyumlu olarak, açık kollarda geçirilen süre stres annelerinde kontrol annelerine göre anlamlı derecede daha kısa olması ve açık kollardan kaçınma eğiliminin daha fazla olduğu bulunmuştur. Açık kollarda geçirilen sürenin kaygı ile ters orantılı bir ölçü olduğu düşünüldüğünde, bu çalışmanın sonuçları, kısıtlama stres protokolünün hamile ratlarda stresi başarılı bir şekilde indüklediğini açıkça göstermiştir. Bu tez kapsamında motor lateralite testlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla; ratların vücut büyüklüklerine göre ayarlanabilir olan, Collins Pati Tercihi Belirleme Testi, Pasta Matrix Erişim Testi ve Baş Çevirme Asimetrisi Testlerini içeren yeni bir test cihazı geliştirilmiştir. Bu testler sırasında test edilen ratın hareketleri sürekli olarak video kaydı alınmıştır. Collins testi her bir oturum 30 dakika olacak şekilde uygulanmıştır. Test kapsamında, ratın patilerini kullanarak test aparatı içerisinde yer alan tüp içerisinden ödül mamasına erişmesi beklenmiştir. Ratların kullandıkları pati sayıları gerçek zamanlı olarak sayılmış oluıp, 50 patiye ulaştığında test sonlandırılmıştır. Ratların tek test oturumunda 50 pati yanıtına ulaşmaması durumunda ise, gerekli sayıya ulaşana kadar sonraki günlerde test uygulanmaya devam edilmiştir. Pasta testi, Collins testine alternatif bir başka pati tercihi belirleme testi olarak kullanılmıştır. Testin uygulanma prensibi Collins testine benzer şekilde olup, ratlar için cazip bir yiyecek olan fındık kremasına batırılmış makarna çubukları spagettiler aparata yerleştirilerek ratın bu ödül mamasına erişimi gözlemlenmiştir. Pasta testi, rat Collins testinde 50 pati yanıtını tamamladığında ya da Collins testine ve kullanılan mama ödülüne hayvanın hiç ilgi göstermediği durumlarda (genellikle 4-5 seanstan sonra) uygulanmıştır. Her test bir oturumu 15 dakika olacak şekilde hayvanlar test edilmiştir. Ayrıca, Collins testi bu çalışmada birincil ve standart pençe tercihi belirleme yöntemi olduğundan, mama ödülüne ve aparatın besleme tüpüne dikkat etmeye devam eden hayvanlara testin son gününe kadar Collins testi uygulanmaya devam edilmiştir. Video analizleri, deneyi gerçekleştiren kişi ve bağımsız gözlemci tarafından her iki test için de aynı şekilde değerlendirilmiştir. Sağ ve sol pati tercihinin belirlenmesinde binomial Z-değeri; lateralizasyonun gücünün belirlenmesinde ise lateralizasyon indeksi (LI) göz önünde bulundurulmuştur. Collins testi sonuçlarına göre kontrol grubunda ratların %35,7‟si sağ, %23,8‟si sol pati tercihi gösterirken, %40,4‟ü ise ambilateral olarak belirlenmiştir. Stres grubunda ise ratların %21‟i sağ, %47,3‟ü sol pati tercihi göstermiş %31,5‟i ise ambilateral olarak belirlenmiştir Çalışmanın sonuçları, yakın bir zaman önce ratlarda pati tercihi üzerine yapılan bir meta-analiz çalışmasının sonuçlarına paralel olarak, kontrol grubu ratların popülasyon düzeyinde bir asimetrinin göstermezken ve bireysel düzeyde asimetri gösterdiklerini doğrulanmıştır. İlginç bir şekilde, stres grubunda ise, prenatal stres tarafından indüklendiği düşünülen atipik ve değiştirilmiş davranışsal lateralizasyon olarak kabul edilebilecek bir eğilimle sola doğru popülasyon düzeyinde asimetri olduğu bulunmuştur. Stres grubundaki popülasyon seviyesindeki sola doğru koydumasimetri, bu çalışmanın ana hipotezini doğrulayarak ve ratlarda prenatal stresin pati tercihleri üzerinde ana etkisinin olduğunu göstermektedir. Test sırasında kullanılan ilk pati ve Z-Score arasındaki ilişki incelendiğinde ilk pati kullanımının genel pati tercihinin belirlenmesinde iyi bir gösterge olduğu bulunmuştur. Tez kapsamında, prenatal stresin lateralizasyon indeksi üzerine önemli bir etkisinin olduğu ortaya konulmakla beraber, ratların stres durumunda sol pati tercihinin arttığı görülmüştür. Ayrıca, istatistiksel analizler sonucunda, yaşın bireysel LI değeri üzerine etkisinin olduğu görülmüş ve PG21‟deki yavruların diğer yaş gruplarına göre daha az LI değerine sahip olduğu yani lateralizasyon gücünün az olduğu görülmüştür. Cinsiyetin etkisine bakıldığında ise kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik görülmezken stresli grupta bireysel LI değerinin erkeklerde dişilerden daha yüksek olduğu bulunmuştur. 118 Baş Çevirme Asimetrisi Testinde ratların baş ve vücut döndürme asimetrilerini belirlemek için motor öğrenme veya beceri gerektirmeyen basit içme davranışları kaydedilmiştir. Baş ve vücut döndürme asimetri testi, Collins ve Pasta Matrix Uzanma Testleri tamamlandıktan sonra 4 gün boyunca 30'ar dakikalık ardışık 4 seans halinde uygulanmıştır. Fakat sunulan doktora tezinde detaylı olarak açıklanan teknik limitasyonlardan ötürü bu davranış testinden güvenilir sonuçlar elde edilememiştir. Davranış testlerinden sonra, derin anestezi uygulanmış olan ratlardan beyin dokusu eldesi için dekapitasyon işlemi gerçekleştirilmiştir. Çok hızlı bir şekilde çıkartılan beyinler sıvı nitrojen ile muamele edilerek şoklanmış ve hemen akabinde de sonraki genetik analizler için -80 °C‟de saklanmıştır. Daha sonra beynin motor korteks bölümleri anatomik olarak dissekte edilmiştir. Ardından doku homojenizasyonu yapılarak RNA izolasyonu gerçekleştirilmiştir. RNA miktar ve kalite açısından spektrofotometrik olarak değerlendirilmiş, bütünlüğü ve saflığı denatüre jel üzerinde kontrol edilmiştir. Bunlara ek olarak stres ve kontrol gruplarından rastgele seçilen dişi ve erkek hayvanların RNA numuneleri de RNA bütünlüğünün kapiller elektroforez tekniğine ile doğrulanmıştır. Collins Testi sonuçları dikkate alınarak, prenatal stresin neden olduğu nörobiyolojik değişikliklerin araştırılması için prenatal stres etkisinin daha belirgin olduğu Postnatal gün (PG) 60 grubuna (stres n=6, kontrol n=6) ait dişi bireyler mikrodizin temelli gen ifade analizinde kullanılmıştır. PG60‟a ait kontrol ve stres grubundaki dişilerin sağ ve sol hemisferlerinin motor korteksinden elde edilen RNA‟lardan toplamda 4 adet RNA gen havuzu (Stres-sağ, Stres-sol, Kontrol-sağ ve Kontrol-sol) oluşturulmuştur. 100 ng total RNA‟lar üretici firmanın talimatları doğrultusunda Siyanin 3-CTP (Cy3) floresan boyasıyla etiketlenerek işaretli cRNA‟lar elde edilmiştir. Bu işaretli cRNA'lar pürifiye edilmiş ve spektrofotometrik olarak değerlendirilmiştir. Etiketlenmiş cRNA'lar üreticinin talimatlarına göre mikrodizi çipi üzerine hibridize edilmiştir. Hibridizasyon sonrası diziler yıkanmış ve yıkama işlemi sonrasında mikrodizin çipi yüksek çözünürlüklü DNA Mikrodizin Tarayıcı'da taranmıştır. Mikrodizin analizinde PG60‟a ait kontrol ve stres grubundaki dişilerden elde edilen RNA‟lardan oluşturulan her gen havuzu toplam 26.930 oligonükleotide özgü probdan oluşan Agilent Rat Gene Expression (4x 44K) Microarray kullanılarak analiz edilmiştir. Kontrol-sol ve Kontrol-sağ hemisferler, Stres-sol ve Kontrol-sol hemisferler ile Stres-sağ ve Kontrol-sağ hemisferler arasındaki ifade farklılıklarını değerlendirmek için arka plan düzeltmesi (BC) yapılan ve yapılmayan iki veri seti oluşturulmuştur. Arka plan düzeltmesinden sonra kuantil normalizasyon gerçekleştirilmiştir. Tüm karşılaştırmalar için p<0,05 olarak alınmıştır. Kontrol-sol ve Kontrol-sağ hemisfer karşılaştırmalarına göre, BC yapıldığında 1 gen, BC olmadan ise 5 genin ifadesinde farklılık olduğu tespit edilmiştir. Stres-sol ve Kontrol-sol hemisferler arasında, BC uygulandığında 5 genin; BC uygulanmadığında ise 24 genin farklı şekilde ifade edildiği belirlenmiştir. Stres-sağ ve Kontrol-sağ hemisfer karşılaştırmasında ise, BC uygulandığında 70 genin, BC uygulanmadığında ise 280 genin ifadesinde farklılık olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, gen ifade analizinde stres ve kontrol grupları açasından karşılaştırma yapıldığında sağ hemisferde sol hemisferden daha fazla sayıda genin ifadesinde farklılık olduğu gösterilmiştir. Mikrodizin analizinden elde verilen ışığında, stres ve kontrol sağ hemisferleri arasında en yüksek kat değişimine sahip olan iki gen olan FOXE1 ve POLM genleri hedef gen olarak seçilerek, qRT-PCR analizi PG60 grubuna ait dişi ve erkek bireyler için gerçekleştirilmiştir. Normalizasyon için YWHAZ ve ITPR1 genleri referans gen olarak kullanılmıştır. Seçilen her bir gen için iki tekrarlı qRT-PCR analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca plateler arası varyasyonu önlemek adına her bir plate teknik kopyaları bulunan tek bir örnek kalibratör olarak kullanılmıştır. Her bir hedef gen için örneklerin ifade analizleri, plateler arası kalibrasyon ve referans gen stabilite analizleri Bio-Rad CFX Maestro Software (Version 2.3) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İfade değişikliklerinin hesaplanması için ΔΔCq değerleri kullanılmış ve ifade verilerinin analizi için Student t-testi uygulanmıştır. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Mikrodizin analizde kullanılan kontrol ve stres dişi örneklerinden elde edilen havuz RNA örnekleriyle yapılan qRT-PCR analiz sonuçları mikrodizin sonuçlarıyla örtüşmesine karşın yeterli miktarda havuz RNA örneği olmadığı için sadece birer teknik replikaları ile beraber analiz edilebilmişlerdir ve anlamlılık testi yapılamamıştır. Bireysel olarak analiz edilen örneklerin qRT-PCR sonuçları ise her iki genin de ekspresyon kat değişimleri cinsiyete ve hemisfere göre anlamlı kat değişimi gösterirken, FOXE1 geni için ise daha anlamlı kat değişimleri gösterdiği bulunmuştur. Daha büyük örneklem grubuyla bu iki genin ilerleyen lateralizasyon çalışmalarında incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, kontrol grubu dişi ve erkeklerin sağ hemisferleri arasında Foxe1 geninin ekspresyon düzeyinde bir fark olmadığını, stres maruziyetinde ise dişi ve erkeklerin sağ hemisferleri arasında anlamlı farklı olarak ifade edildiğini göstermektedir. Foxe1 geni ifadesine benzer şekilde, Polm geninin sağ hemisferde dişiler ve erkekler arasında ifade düzeyi için de önemli farklılıklar belirlendi. Polm geninin ekspresyon seviyesinin, hem stres hem de kontrol grubu erkeklerin sağ hemisferlerinde, dişilerin sağ hemisferlerine kıyasla daha fazla yukarı doğru regüle olduğu bulundu. Bu sonuçlar, stres maruziyetinden bağımsız olarak Polm geninin ekspresyonu için sağ hemisferde cinsiyete bağlı bir farklılaşma olduğunu gösterdi. Bu çalışma, ratlarda farklı motor lateralite testleri ve gen ekspresyon analizleri kullanılarak prenatal stresin, fonksiyonel serebral asimetriler üzerindeki etkisini, doğum sonrası farklı gelişim aşamalarında araştıran ilk çalışmadır. Çalışmanın ana sonuçları aşağıda özetlenmiştir. Prenatal stresin yavruların doğum sonrası gelişim döneminde kilo alma kapasitesini etkilediğini, prenatal stresin annelerin bakım davranışları üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, prenatal stresin annenin yavru bakım davranışları üzerinde önemli bir etkisi gözlenmemiştir. EPM deneyinden elde edilen sonuçlar, gebeliğin son üçte birlik diliminde gebe ratlara uygulanan hareket kısıtlama protokolünün gebe ratlarda etkili bir şekilde strese neden olduğunu göstermektedir. EPM analizinden elde edilen bulgular, prenatal strese maruz kalan PD60 yaş grubundaki hayvanların, kontrol grubundakilere kıyasla keşif davranışlarında azalma ve kaygı ile ilgili davranışlarda artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, erken yetişkinlik dönemi olan PG60 yaşının, ratlarda prenatal stresin etkilerinin özellikle belirgin olduğu kritik bir postnatal gelişim evresini temsil edebileceğini öne sürmektedir. Mevcut çalışma, prenatal stresin genel dönme davranışı üzerindeki etkisini destekleyen herhangi bir kanıt ortaya koymamıştır. Mevcut çalışmada üç farklı motor lateralite testinin birleştirilmesiyle tasarlanan yeni test aparatı, standart bir metodoloji haline gelme ve rodentlerde daha ileri çalışmalara katkıda bulunma potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın en önemli sonucu, prenatalın stresin yaşamın ilerleyen aşamalarında fonksiyonel serebral asimetrileri etkilediğini göstermesidir. Ayrıca, çalışmanın bir diğer ilginç bulgusu da prenatal stresin ratlarda pati tercihi için popülasyon düzeyinde sola doğru yanlılığa neden olmasıdır, bu da strese maruz kalmanın davranış düzeyinde değişikliklere sebep olan sağ hemisferik aktivasyona neden olduğunu göstermektedir. Bu çalışma aynı zamanda ilk pati kullanım yönünün ratların genel pençe tercihleri hakkında iyi bir gösterge olduğunu bildirmektedir. Bu çalışmanın bir diğer önemli bulgusu, prenatal stresin ratların sol yarım küresine kıyasla sağ yarım küresindeki gen ifadelerinde daha büyük değişikliklere neden olmasıdır. Bu çalışma, prenatal stresin ratlarda gen ifadesi düzeyinde beynin sağ yarım küresi üzerinde sola kıyasla daha büyük bir etkiye sahip olduğunu gösteren ilk kanıtı temsil etmektedir. YWHAZ ve ITPR1 genleri, bu çalışmanın hem mikro dizi tabanlı gen ifade düzeyi analizine hem de qRT-PCR doğrulamalarına göre, rat beyninin motor kortekslerinden elde edilen örneklerin 120 stresle ilişkili gen ifade analizi için en kararlı ve güvenilir referans genler olarak önerilmektedir. Bu çalışmanın mikrodizin tabanlı gen ifadesi analizine göre, FOXE1 ve POLM genleri stres ve kontrol grubundaki dişi bireylerin sağ hemisferleri arasında en farklı şekilde ifade edilen genlerdir. POLM geninin prenatal strese yanıt olarak farklı şekilde regüle olması ve özellikle sağ hemisferde davranışsal lateralite ile korelasyonu, POLM geninin stres ve lateralizasyon arasındaki ilişkiyi araştıran gelecekteki araştırmalar için aday bir gen olma potansiyeli sergilediğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Davranışsal lateralizasyon, FOXE1, Mikrodizin, POLM, Prenatal stres