Sınıf III maloklüzyonlu bireylerde kraniyofasiyal ve maksillo-mandibular morfolojinin rotasyon modelleri ile ilişkili olarak değerlendirilmesi
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, ORTODONTİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2013
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AYŞE BAHAT YALVAÇ
Danışman: MELİHA RÜBENDİZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Sınıf III maloklüzyonlu bireyler üzerinde yapılmış sayısız çalışma olmasına rağmen, etiyolojiden morfolojiye, tedavi yöntemleri ve etkinliklerinden nükse kadar her gün artarak literatürde yerini alan çalışmaların bulguları çelişkiler yaratmaktadır. Bu çelişkilerin araştırmaya alınan Sınıf III maloklüzyonların özelliklerindeki farklılıklardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu sebeple öncelikle çalışmaya dahil edilen maloklüzyonlu bireylerin her yönüyle diferansiye edilmesi gerektiği düşünüldüğünden çalışmamızda, genellikle Sınıf III maloklüzyonların gözden kaçan vertikal yönünü de dikkate alarak diferansiyasyonunu takiben, rotasyon tiplerinde görülen iskeletsel ve dentoalveolar farklılıkların gelişim dönemlerine göre ayrı ayrı ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, tüm grupların cinsiyet açısından denkleştirildiği, üç farklı rotasyon modeline sahip 90 Sınıf III birey ile Kontrol grubunu oluşturan normodiverjan 30 bireye ait el-bilek ve lateral sefalometrik filmler çalışmaya dahil edilmiştir. El-bilek filmlerinden faydalanarak gerek Sınıf III bireyler, gerekse Kontrol grubuna ait bireyler gelişim statülerine göre üç ayrı gelişim dönemine ayrılmıştır. Öncelikle Kontrol grubuna ait sefalometrik ölçümlerin üç ayrı gelişim döneminde gösterdiği değişiklikler değerlendirilmiştir. Daha sonra üç ayrı gelişim döneminin her birinde farklı rotasyon modellerinin birbirine ve Kontrol grubuna göre farklılıklarını belirlemek üzere karşılaştırmalar yapılmıştır. Bunu takiben, gelişim gruplarının birleştirilmesi sonrasında sadece rotasyon tiplerinin birbiri ve Kontrol grubu ile olan farklılıkları değerlendirilmiştir. Ayrıca istatistik açıdan önemli olsun ya da olmasın ölçümlerin, benzer ya da zıt yönde kümülasyonunun maloklüzyonu ne yönde etkilediğini ortaya koymak amacıyla poligonal yapılar oluşturulmuştur. Böylece gerek Sınıf III maloklüzyonlarda rotasyon modelleri ile ilişkili farklılıklar, gerekse her bir rotasyon modelinde gelişimle görülen değişimler görsel hale getirilmiştir. Kontrol grubu bireylerin büyüme ve gelişim seyri boyunca tüm açısal ölçümler bakımından stabilitelerini koruduğu, boyutsal ölçümler bakımından ise overjet ve overbite ile kondilin kafa kaidesine uzaklığı değişmezken diğer boyutlarda gelişime bağlı artışların olduğu görülmüştür. Sınıf III yapıya ilişkin morfolojik özelliklerin yaşamın ilk dönemlerinden itibaren ortaya çıktığı, büyüme ve gelişimle de kısmen ağırlaştığı görülmüştür. Sınıf III bireylerde daha kısa olan posterior kraniyal kaide boyutunun maloklüzyonun oluşumunda etkili olduğu ve kraniyal kaide açısının Sınıf III bireylerde Hipodiverjandan Hiperdiverjana artış sergilediği görülmüştür. Sınıf III Hipodiverjan grupta mandibular prognati ile karakterize bir morfoloji görülürken, Normodiverjan Sınıf III bireylerde maksiller retrognati ve mandibular prognatinin kombinasyonu, Hiperdiverjan Sınıf III bireylerde ise daha ziyade maksiller retrognatinin ağırlıkta olduğu tespit edilmiştir. Sınıf III bireylerde alt keserlerde retrüzyon ve uzama eğiliminin, negatif overjet ve posterior rotasyonun kompenzasyonu ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu durumdan simfiz morfolojisinin de etkilendiği ve en fazla üst parçası olmak üzere geriye eğimlenerek dikleştiği ve Hiperdiverjan bireylerde daha belirgin olmak üzere uzadığı ayrıca Sınıf III bireylerin tamamında daralma gösterdiği bulunmuştur. Bununla beraber Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerin mandibular rotasyon modelleri dikkate alındığında, Sınıf III maloklüzyonun morfolojisinde vertikal yön sapmalarının sagittal sapmalar kadar önemli ve etkili olduğu bulunmuştur. Gerek bilimsel araştırmaların güvenilirliği gerekse etkili bir tedavi planlaması, uygulaması ve retansiyonu için öncelikle maloklüzyonun morfolojik karakterinin net olarak ortaya konulması gerektiği söylenebilir.