Çocukluk çağı ekzojen obezitesinde metabolik sendrom parametrelerinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2014

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NAZMİYE BENGÜ KARAÇAĞLAR

Danışman: PELİN BİLİR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Arka Plan: Çocukluk çağı obezitesi halk sağlığını tehdit eden en sık hastalıklardan biri olarak kabul edilir. Obezite, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, dislipidemi, insülin direnci ve metabolik sendroma neden olan temel bozukluklardan birisidir. Çocuklarda insülin direncinin en büyük sebebi obezitedir. Abdominal obezite, hipertansiyon, dislipidemi, insülin direnci veya tip 2 diyabetes mellitus birlikteliği metabolik sendrom (MetS) olarak tanımlanmaktadır. MetS yalnızca erişkinler için ciddi bir problem olmayıp, artan bir oranda çocuk ve adölesanları da tehdit etmektedir. Çocuklarda son yıllarda MetS sıklığının obezite sıklığına paralel olarak arttığı bildirilmektedir. Amaç: Bu çalışmada toplumumuzda giderek daha sık görülen bir sağlık sorunu olan ekzojen obezitesi olan olguların klinik özellikleri ve metabolik sendrom risk faktörlerinin araştırılması, MetS sıklığının saptanması, MetS ve aile öyküsünün ilişkisinin saptanması, MetS parametrelerinin dağılımının (glukoz metabolizmasındaki değişim, dislipidemi parametlerindeki değişim, hipertansiyon varlığı gibi) saptanması, bu parametrelerin birbiri ile olan ilişkisinin belirlenmesi, obezite-MetS arasındaki ilişkinin saptanması, obez çocukların klinik ve laboratuvar değerlerini incelemeyi ve beş yıllık süreçte bu verilerde değişme olup olmadığını araştırmayı amaçladık Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 296 olgunun ortalama yaşı yaşı 10.4 ±3.4' tü. Olguların 168'i kız (%56.8), 128'i erkekti (%43.2). Tüm hastaların 147'sinin (%49.7) prepubertal dönemde, kalan 149 hastanın (%50.3) ise pubertal dönemde olduğunu saptandı. Annedeki obezite öyküsünün VKİ ve RVKİ ile ilişkisi değerlendirildiğinde; annesinde obezite olan ve olmayan hastalar arasında VKİ' nin istatistiksel olarak sınırda anlamlı bir farka ulaştığı (p=0.048) ve RVKİ' nin 2 grup arasında istatistiksel olarak farklı olduğu saptandı (p=0.002). Hastaların 39' unda (%13.2) hipertansiyon, 116' sında (%39.2) dislipidemi, 144' ünde (%47.3) anormal glukoz homeastazisi olduğu saptandı. MetS açısından hastalar değerlendirildiğinde MetS kriter1' e göre 113 hastaya (%38.1), MetS kriter 2' ye göre 91 hastaya (%30.7) MetS tanısı kondu. MetS olan hastaların çoğunun pubertal dönemde olduğu saptandı (p<0.001). HT, dislipidemi, glukoz metabolizma bozukluğu ve MetS olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında anne sütü kullanım süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (sırasıyla p<0.001, <0.001, 0.036, <0.001) Hastaların %27.7' sinde (64 hasta) hepatosteatoz, metabolik sendromu olan hastaların ise %34.5'inde hepatosteatoz saptandı. Obez hastalardaki metabolik sendromun yıllar içindeki değişimine bakılacak olursa MetS olan hasta sayılarının artmasına rağmen tanı konulan yıldaki sıklıkları değerlendirildiğinde yıllar arasında istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı (p<0.001). Sonuç: Yıllar içinde obezite nedeni ile başvuran hasta sayısının arttığını ve metabolik olarak kötüye gittiğini saptadık. Bunun nedeni ayaküstü yenen yiyeceklere ulaşımın kolaylaşması, hazır gıdalardaki çeşitliliğin artması, hareketsiz geçirilen sürenin (TV ve bilgisayar karşısı veya dershane-etüd gibi ortamlar) uzaması olabilir. Ebeveynlerdeki obezite ile çocukların obezite derecesi arasında ilişki saptanması, obezitenin önlenmesinde aileden başlayarak toplumsal bilinçlenmenin önemini vurgulamaktadır. Evin içinden başlayarak fiziksel aktivitenin artması ve beslenme düzeninin değiştirilmesi önlem ve tedavide ele alınması gereken öncelikli unsurdur. Anne sütü kullanımı ile obezite, MetS ve diğer risk faktörleri arasındaki ilişki nedeniyle bebeklik döneminde anne sütü kullanımın ve kullanım süresinin arttırılması açısından ebveynlerin bilgilendirilmesinin çocukluk ve erişkin dönemde olaşabilecek kronik hastalıkları önleme açısından önemi büyüktür.