Kronik lenfositer lösemi (KLL)'de, kanda ve eksozom düzeyinde fosfatidilserin (PS ve tyro3-Axl-MERTK (TAM) reseptör tirozin kinaz (RTK) düzeylerinin belirlenmesi


Creative Commons License

Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, BİYOLOJİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MELTEM BAY

Danışman: Nesrin Özsoy Erdaş

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Kronik Lenfositer Lösemi (KLL); yetişkinler arasında en yaygın görülen lösemi türlerinden biri olup; kanda, kemik iliğinde, lenf nodu ve dalakta neoplastik B lenfositlerinin klonal artışı ve birikimi ile karakterize bir hastalıktır. Bu çalışmada, KLL hastaları ile sağlıklı kişilerde plazma ve eksozom yüzeyinde fosfatidilserin (PS), Tyro-3, Axl ve MERTK (TAM) reseptör tirozin kinaz (RTK) düzeylerindeki farklılığının belirlenerek hastalığın oluşum sürecindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Çalışmaya, ortanca yaş 61 yıl (38-93 arası) olan, Rai (O-I) evresinde yeni tanı alan/tedavisiz takip edilen 25 KLL hastası (11K/14E) dahil edilmiştir. Ayrıca, ortanca yaşları 37 yıl (22-55 arası) olan 15 sağlıklı kişi (11K/4E) kontrol grubu olarak çalışmaya katılmıştır. Hasta ve sağlıklı kişi plazmalarında, PS ve TAM RTK seviyelerine ELISA yöntemi ile, eksozomlardaki düzeyine ise akım sitometri yöntemi ile bakılmıştır. "Boyutça eleme kromotografisi" yöntemi ile saflaştırılan eksozomların karakterizasyonu; partikül boyut ölçümü ve CD9/CD81 belirteçleri işaretlenerek yapılmıştır. Bu çalışma ile, KLL hastalarında PS seviyesinin plazma ve eksozom yüzeyinde sağlıklı kişilere göre anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır (p<0.0001). Plazmada TAM RTK seviyeleri hastalarda sağlıklı kişilere göre azalmış görünmesine rağmen (sırasıyla; p<0.001, p<0.0001, p<0.0096), eksozom yüzeyinde bu reseptörlerin hastalarda sağlıklı kişilere kıyasla anlamlı oranda arttığı tespit edilmiştir (p<0.0001). Bu sebeple, KLL hastalarında TAM RTK'lar hedeflenerek yapılacak tedavilerde başarı sağlanabileceği, ancak PS miktarındaki azalma sebebiyle, solid tümörlerde uygulanan tedavilerin KLL hastalarında uygun olmayacağı düşünülmüştür. Bu bulguların, ileri klinik çalışmalar ile desteklendiğinde, gelecekte KLL hastaları için yeni tanı/tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi yönünde katkı sağlayabileceği ifade edilebilir.