Behçet hastalığı bulunan kadınların, tanı öncesi ve sonrası gebeliklerinde gözlenen hastalık bulgularının, gebelik komplikasyonlarının ve fetüs özelliklerinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2021
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KÜBRA KÖKEN
Danışman: TAHSİN MURAT TURGAY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Behçet Hastalığı birçok sistemi tutabilen, etyolojisi tam olarak aydınlatılamamış bir vaskülit tipidir. Hastalığın seyrinde sıklıkla oral aft ve genital ülser gibi mukokütanöz lezyonlar, üveit, vb.göz tutulumu bulguları, hem arter hem ve ven tutulumunu içeren vasküler bulgular, nörolojik, gastrointestinal, eklem tutulumu gözlenir. Genellikle genç yaşlarda tanı konması nedeniyle gebelik sürecinin etkilenip etkilenmediği hala tartışma konusudur. Birçok çalışma gebelikte Behçet hastalığına bağlı majör komplikasyonların görülmediği lehinde olsa da literatürde hastalık bulgularının ve olumsuz gebelik sonuçlarının arttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmada Behçet hastalığının gebelik sonuçları ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı/ Romatoloji Bilim Dalı Multidisipliner Behçet Hastalığı Polikliniğine 26 Mart 2020- 25 Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran ISG kriterlerini karşılayan 110 gönüllü Behçet hastası ve bu hastaların 323 gebelik öyküsü incelemiştir. (Etik kurul tarihi: 26.03.2020, Karar No:İ3-179-20). Dahil edilme kriterleri: "18 yaş üstünde olmak, ISG kriterlerine göre BH tanısı almış olmak, Hastane veri tabanında gebelik bilgilerine ek olarak gereklilik halinde hastalardan sözel bilgi almak amacıyla düzenlenmiş onam formunu kendi rızası ile imzalamış olmaktır." Sistemdeki gebelik verilerine ek olarak kadınlara "Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Behçet Hastalarında Fertilite, Gebelik Süreci Ve Fetal Komplikasyon Değerlendirmesine Yönelik Değerlendirme Formu" uygulanmıştır. Bu form hastaların demografik özellikleri ve gebelik öyküleri literatürde yapılmış birçok araştırmadan derlenen veriler doğrultusunda hazırlanmıştır. Çalışmaya alınan 110 kadından 50'si BH tanısı sonrası gebe kalmıştır. Bu kadınlara ait BH tanısı sonrası gerçekleşen 69 gebelik değerlendirilmiştir. Kadınların ortanca tanı yaşı 23.0 (IQR 19.0-28.0), ortanca gebelik yaşı 28.1 (23.3-31.2)'dir. Hastalık tanısından gebeliğe kadar geçen ortanca süre 4.0 (1.9-8.4) yıldır. 69 gebeliğin 20(%29.0)'sinde olumsuz gebelik sonuçları gözlenmiştir. Olumsuz gebelik sonucu gözlenen grup ve gözlenmeyen grupta kadınların gebelik yaşı ve tanıdan gebeliğe kadar geçen sürede istatistiksel farklılık yoktur (sırasıyla, p=0.59 ve p=0.47). Olumsuz gebelik sonucu gözlemlenen grupta 3 gebelikte (%15) spontan abortus, 4 gebelikte(%20) intrauterin ölüm, 1 gebelikte (%5) ölü doğum, 7 gebelikte(%35) SGA, 3 gebelikte (%15) preeklampsi, 5 gebelikte(%25) prematür membran ruptürü ,4 gebelikte (%20) teratojenik madde kullanımına bağlı medikal abortus saptanmıştır. İki grupta da birer gebelikte derin ven trombozu saptanmıştır. BH alevlenmeleri açısından gruplar incelendiğinde iki grup annelerin gebelik yaşı ve tanıdan gebeliğe kadar geçen sürede istatistiksel fark yoktur (p=0.20 ve p=0.77). 22 gebelikte (%31.9) bulgular gebelik esnasında alevlenmiştir. Gebelik esnasında kolşisin kullanılan ve kullanılmayan gebelikler değerlendirildiğinde kolşisin kullanımı devam eden ve doğum kilosu hesaplanabilen 14 gebelikte ortalama doğum kilosu 3450.0 (IQR 3125.0-3612.5) gram, kullanılmayan 44 gebelikte ortalama doğum kilosu 3340.0 (IQR 2955.0-3600.0) gram'dır. İki grup arasında kolşisin kullanımının doğum kilosu üzerine etkisinde istatistiksel anlamlılık saptanmamıştır (p=0.54). İki grubun doğum haftası açısından karşılaştırılmasında kolşisin devam edilen 16 gebelikte ortanca doğum haftası 38.0 (IQR 38.0-39.0), kolşisin kullanmayan 48 gebelikte ortanca doğum haftası 39.9 (IQR 37.2-40.0)'dir (p=0.33). Gebelikte en sık artış gösteren bulgu genital ülser olarak saptanmıştır (14 gebelik,%20.3). GÜ'den sonra en fazla artış oral aftlardadır (%14.5). Göz bulgularında gebelik esnasında herhangi bir artış saptanmamıştır. Kolşisinin kesilmesi ya da ilaca devam edilmesinin hastalık alevlenmelerinde azaltıcı etkisi olduğuna dair istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir bulgu saptanmamıştır. Gebelik esnasında tanı kriterlerini tam olarak karşılamaması nedeniyle ya da doktor tarafından BH tanısı konmamış 60 kadının 225 gebeliğinin incelenmesinde gebeliklerin 18'inde oral aftlarda artış (%8), 8'inde(%3.6) eklem bulgularında artış, 7(%3.1) cilt bulgularında artış, 4'ünde (%1.8) genital ülserde gebelikte artış saptanmıştır. Bu bulgular ışığında 3 kadına postpartum dönemde BH tanısı ile tedavilerine başlanmıştır. Sonuç olarak BH bulgularda alevlenmeler ve remisyonlarla izlenen bir hastalıktır. Gebelikte bulguların alevlenmesi ile ilgili veriler sınırlı olmakla birlikte dikkat çekicidir. Daha fazla hasta ve gebelik sayısı ile prospektif çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.