Anne-çocuk ilişki kalitesi ve dil gelişim geriliği arasındaki ilişkinin analizinde teknoferansın aracı rolü
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MÜGE ÇAKIROĞLU
Danışman: Sadettin Burak Açıkel
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş ve Amaç: Dil Bozukluğu (DB) toplumdaki yüksek yaygınlığına rağmen üzerinde nispeten az çalışılan bir alandır. Okul öncesi dönemdeki dil becerileri yaşamın ilerleyen dönemindeki akademik becerilerle güçlü şekilde ilişkilidir. Dil gelişimini sağlayan ana unsurlardan biri sağlıklı anne çocuk ilişkisi ve etkileşimidir. Anne çocuk ilişki ve etkileşim kalitesini etkileyen faktörler göz önüne alındığında ise "teknoferans" kavramı güncel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. "Teknoferans" teknoloji kullanımına bağlı olarak insan etkileşimlerinin bölünmesini ifade eden bir terimdir. Teknoferansın ebeveynlerin çocuklarının sosyal ipuçlarının daha az farkında olmasına yol açtığı ve çocuklarına zamanında ve uygun yanıt verme becerisine zarar verdiği bilinmektedir. Etkileşimde teknoferans bağlamında yaşanan aksamalar sağlıklı dil gelişimini olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle çalışmamızda Dil Bozukluğu olan ve dil gelişimi normal olan çocuklar arasında anneleriyle ilişki kaliteleri açısından farklılık bulunup bulunmadığının belirlenip, fark bulunması durumunda bu farka teknoferansın aracılık edip etmediğinin anlaşılması amaçlanmıştır. Anne çocuk ilişki kalitesini bozabilecek diğer faktörler olan anne psikopatolojisine dair semptomlar ve annede aleksitimik özelliklerin varlığı da çalışmamızda değerlendirilen faktörler olacaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 1-6 yaş aralığındaki 40 katılımcı dil bozukluğu grubunu, 31 katılımcı ise kontrol grubunu oluşturmuştur. DB grubu, kliniğimize dil gelişiminde gerilik şikayetiyle başvurup DSM-5 tanı kriterlerine göre DB tanı kriterlerini karşılayıp, diğer psikopatoloji kriterlerini karşılamayan çocuklardan; kontrol grubu ise kliniğimize başvurup DSM-5 tanı kriterlerine göre herhangi bir psikopatoloji saptanmayan çocuklardan seçilmiştir. Hem DB grubu hem kontrol grubu için çocuklara Stanford-Binet Zeka testi veya Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) uygulanmış, genel gelişimleri -2 SD'nin üstünde olan çocuklar çalışmaya dahil edilmiştir. Hem DB hem de kontrol grubundan çocuklara Türkçe İfade Edici ve Alıcı Dil (TİFALDİ) Testi uygulanmış, böylece dil gelişim düzeyleri sayısal olarak dökümente edilmiştir. Hem DB hem kontrol grubundan çocukların annelerine çocuklarıyla olan ilişkilerinin değerlendirilmesi için Çocuk Anababa İlişki Ölçeği (ÇAİÖ), annedeki ruhsal semptomların değerlendirilebilmesi için Kısa Semptom Envanteri (KSE), annenin aleksitimik özelliklerinin değerlendirilebilmesi için Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), annenin akıllı telefon kullanımının değerlendirilebilmesi için Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği (ATBÖ-KF), çocukta bulunabilecek subklinik psikopatolojilerin alt boyutlarının değerlendirilebilmesi için ise 1.5-5 yaş Okul Öncesi Çocuklar için Öğretmen/Bakım Veren Kişiler için Bilgi Formu (Child Behaviour Check List)(CBCL) uygulanmıştır. Bulgular: DB ve kontrol grupları arasında anne çocuk ilişkisi yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır. DB grubu içinde ise anne çocuk ilişkisinin Olumlu ilişki alt ölçeği çocuğun alıcı dil becerileriyle ilişkili bulunmuştur. Alıcı dil becerileri daha zayıf olan DB tanılı çocukların anneleriyle daha olumsuz ilişkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Gruplar arasında anne çocuk ilişkisi yönünden farklılık bulunmamasının klinik örneklem seçimi ve Dil Bozukluğu'nun biyolojik yönünün ilişkisel yönüne göre daha baskın olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bununla birlikte DB grubunda anne çocuk ilişkisinin çocuğun alıcı dilinden etkilenmesi, bu ikili arasındaki ilişkinin çocuğa ait özellikler ve buna yönelik annenin geliştirdiği duyarlılığın bir etkileşimiyle şekillendiğini düşündürmektedir. Çalışmamızda anne çocuk ilişkisinin değerlendirilmesinde gözleme dayalı teknikler yerine öz bildirim yönteminin kullanılması değerlendirme gücünde sınırlılıklar oluşturmaktadır. Öte yandan gelecekteki çalışmalarda daha yüksek katılımlı ve klinik değil toplum temelli örneklem seçimi yapılmasının, dil gelişiminin üzerinde ilişkisel temelli etkileri belirlemek açısından faydalı olabileceği düşünülmektedir.