Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde anlam sorununa kuramsal yaklaşımlar üzerine bir araştırma


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2018

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÖKHAN REYHANOĞULLARI

Danışman: ERDOĞAN KUL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Anlam, sadece edebiyatın değil, birçok disiplinin ana konularından biridir. Mantık, felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi birçok disiplinin çalışma alanına giren anlam, kesinlik kazanmış bir çerçevenin sınırlarına girmiş değildir. Bu sebeple temel bir sorunsal olarak ele alınmakta ve farklı yaklaşımlar etrafında irdelenmektedir. Özellikle edebî bağlamda önemli bir sorunsal olarak yerini koruyan "anlam", şiir dolayımında daha da derin bir mesele olarak ele alınmaktadır. Şiirin anlam sorunsalı, farklı kuram ve eleştiri anlayışları tarafından irdelenmiş, ancak genel geçer bir netliğe kavuşturulamamıştır. Anlam, şiiri oluşturan ögelerden biri olmasına rağmen, diğer bütün unsurları da doğrudan etkilemiş olması sebebiyle, öncelikli konuma alınmıştır. Şiirde anlam sorunu, şiirin öz-biçim, imge, gerçeklik, dil, toplumculuk, bireycilik gibi birçok özelliği bağlamında tartışma konusu olmuştur. Modern Türk şiirinin genel olarak bu unsurlarla ilişkilendirerek ele aldığı anlam sorunu, dönemlere ve şairlere göre farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında şairlerin, anlam sorununa genel geçer bir çerçeve çizmediğini belirtmek gerekir. Ancak her şair kendi anlam anlayışı doğrusunda hareket etmiş olsa da şiirsel anlamın, sezgisel bir duyuş ile karşılanabileceğini işaret etmiştir. Ahmet Haşim'in, anlamı, "bülbül istiaresi" ile ses'e yakın tutması, Yahya Kemal'in, "deruni ahenk"le açıklaması, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "şiirin havası"ndan söz etmesi, Necip Fazıl'ın "mutlak hakikat"i işaret etmesi ve sembolizmden etkilenen diğer dönem sanatçılarının kapalılığı ve musikiyi öne çıkaran anlayışları, bu sezgisel anlama denk düşer. Dönemin tek farklı şairi olarak Nâzım Hikmet'in daha rasyonel bir anlama yöneldiği ve gerçekçi bir şiirsel anlamdan yana olduğu belirtilmelidir. 1940-1955 yılları arasında ise bu anlam anlayışından vazgeçildiğini söylemek mümkündür. Anlam, gizemli ve soyut yapısından daha açık ve somut bir düzleme çekilmiştir. Genellikle temel anlam anlayışına yakın duran ve anlamı öne çeken bu dönem şiiri, anlamı şiirin öncelikli ögesi konumuna getirmiştir. Birinci Yeni şiirinin genel olarak etkili olduğu bu dönemde şiirsel anlam, toplumsal yaşamla örtüştürülmüştür. Ancak 1955 ve sonrasında şiirde yaşanan büyük kırılma, şiirde anlamı kapatmış ve geriye itmiştir. Kapalı anlamı, imgelemi, şiirsel dili, çağrışımı öne çıkaran bu anlayış, anlamın şiirin temel ögesi olmasına karşı çıkmıştır. İkinci Yeni şiiri olarak adlandırılan bu dönem şiiri, anlamsızlıkla suçlanmış olmasına rağmen, şairlerin böyle bir amaçla/niyetle hareket ettiklerini söylemek mümkün değildir. Anlamı önemseyen, ancak şiirin olmazsa olmazı saymayan bu şairler, şiirde bireyin varoluşunu, imgelemini, kendilik değerlerini, çıkmazlarını ve bütün bu ögelerin şiirin gerektirdiği bir dil ve biçimle ortaya konulmasını savunmuşlardır. Anlamın bu dönemdeki reddi, yeni bir şiirsel anlam ortaya koymak içindir. Dolayısıyla Modern Türk şiirinin hiçbir evresinde şiir, bütüncül olarak bir anlamsızlığı savunmamış ve bunun örneklerini vermemiştir. Şiiri oluşturan sözcüklerin, şiir öncesinde bir anlam taşıdığını ve şiirin bu sözcüklerden oluştuğunu varsayarsak bütünlüğe kavuşmuş bir şiirin anlamdan yoksun olması beklenemez. Ancak bütün bunların ötesinde şiirin belirgin bir anlama denk düştüğünü ve sınırları çizilmiş bir mantıkla ortaya konulabileceğini söylemek mümkün değildir. Şiirsel anlam, her şeyden önce sadece söz konusu olan şiirin kendindedir ve kendisine aittir.