Rousseau ve Hegel'de Tanınma Sorunu
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, FELSEFE ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: CENGİZ TÜZÜN
Danışman: Erdal Cengiz
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışma tanınma kavramını, özgürlükle ilişkisi bağlamında Rousseau ve Hegel'de inceleyip karşılaştırmaktadır. Rousseau tanınma ve özgürlüğü, iki önemli kavram olan amour de soi (kendilik sevgisi) ve amour-propre (kendilik saygısı) ile açıklamaktadır. Rousseau, insan doğasını ele alırken bireyi hipotetik olarak değerlendirdiği doğal ve toplumsal durum üzerinden inceler. Doğa'da sınırlı ihtiyaçlara sahip olan insan, özgürdür ve amour de soi (kendilik sevgisi) duygusuyla eylemde bulunur. Rousseau'ya göre bu duygu insanı kendi türdeşlerine karşı merhametli olmaya iterek türdeşiyle yakınlık kurmasını sağlar. İnsan aklının gelişimi, ilerleme ve mülkiyet, bireylerarası ilişkileri bir zorunluluk haline getirir. Böylece toplumsal ilişkilerin yeni duygusu amour-propre'a (kendilik saygısı) dönüşür. Amour-propre, ilkin iltihaplı bir yapıdadır; çünkü sürekli olarak başkasının kanısı ve bakışına göre kendi kimliğini var etmeye çalışır. Böyle yaparak ne kendibilinci ne de özgürlük edinimi elde eder. Adalet ve eşit tanınmanın gerçekleşmesi için amour-propre'un bu kusurlardan arındırılmasını gerektirir. Rousseau, bu soruna iki yönlü bir çözüm sunar. Birinci çözüm, Emile'de bireyin kusurlu amour-propre duygusunu eğitim aracılığıyla iyileştirmek ve böylece onu vicdanlı ve ahlaki bir varlık olmaya yönlendirmektir. İkinci ise Toplum Sözleşmesi'yle amour-propre'tan kaynaklı kötülüğü, genel istenç kavramı aracılığıyla çözüme ulaştırmaktır. Rousseau, bireysel istencin keyfi özgürlüğünü, herkesin ortak faydasını gözeten, eşitlik ve özgürlük durumunu sağlayacak genel istence dayalı sözleşmeci bir birlik (devlet) temelinde ortaya serer. Kaybedilen doğal özgürlük ve eşitlik durumu genel istenç üzerinden pozitif bir yasal zeminde, yeniden elde edilir. Hegel ise tanınma ve özgürlüğü daha geniş bir bağlamda ele alır. Rousseau ve Fichte'nin tanınma ve özgürlük çözümlemesini soyut bulur. Hegel'de tanınma (Anerkennung) ve özgürlük kavramları, tinin kendibilincini edinme tecrübesinde diyalektik bir ilişkide, çift taraflı bir tanınma olarak anlaşılması gerektiğini öne sürer. Tin, toplum ve kültür dünyasında insan üzerinden kendibilincine varır. Bu bilinç iki farklı özbilincin çift taraflı dolayımıyla evrensel özbilinç şeklinde somutlaşmasıdır. Hegel'deki Ben'in Biz olduğu bu kavrayış, Rousseau'nun genel istencini de kapsayan bir genişlemedir. Hegel, Rousseau'nun genel istenç üzerinden vardığı toplum sözleşmesini, kendi Hukuk Felsefesi'nde sivil toplum momenti olarak alır. Hegel, gerçek anlamda tanınmanın, Rousseau'nun amour-propre'u patolojilerinden kurtarılmasını ancak kendisinin öne sürdüğü etik yaşamın (Sittlichkeit) kurumları aracılığıyla olabileceğini savunmaktadır. Etik yaşamda özellikle sivil toplum bölümünde Hegel, Rousseau'nun kendilik saygısı kavramını etik irade şeklinde yani Ben'in Biz olduğu kavrayış üzerinden etik topluluğun ortak iyisine göre değerlendirerek, amour-propre'u patolojilerinden kurtarmaktadır. Böylece Hegel, Rousseau ve Fichte'den etkilenerek şekillendirdiği tanınma kavramını, adalet temelli öznelerarası ilişkilerin kurucu ögesi yapmıştır.