AVRUPA BİRLİĞİ'NİN ASKERİ ORTAK DIŞ VE GÜVENLİK POLİTİKASI (ODGP) MİSYONLARINDAN DOĞAN ULUSLARARASI HUKUK SORUMLULUĞU


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: TAHA ÖNER

Danışman: Nasıh Sarp Ergüven

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Uluslararası örgütler, 19. yüzyıldan itibaren uluslararası hukukun önemli aktörleri haline gelmiş; çok taraflı iş birliğinin kurumsallaşması ihtiyacı bu yapıları geliştirmiştir. Avrupa Birliği (AB), bu süreçte klasik uluslararası örgüt tanımlarını aşan, sui generis bir yapı olarak öne çıkmaktadır. AB'nin tarihsel gelişimi, ekonomik iş birliğinden siyasi ve hukuki bütünleşmeye evrilmiş; doğrudan etki, öncelik ilkesi, zımni yetki gibi ilkelerle özgün bir entegrasyon modeli oluşturmuştur. Ancak bu ilkeler başka örgütlerde de görülebildiğinden, AB'yi esas farklılaştıran unsur, bu ilkelerin sistematik biçimde bütünleşme süreci içinde kurumsallaşmış olmasıdır. Aristotelesçi tanım teorisine göre AB, "bütünleşme sürecinde olan supranasyonel örgüt" olarak tanımlanabilir. Bu yapı, AB'yi klasik uluslararası örgütlerden ayırırken, onu henüz bir devlet olarak nitelememektedir. AB'nin devlet benzeri unsurlar geliştirmesi, uluslararası hukukun mevcut süje sistematiğini zorlamakta ve geçişsel bir rejim niteliği kazandırmaktadır. Koskenniemi'nin UHK "Fragmantasyon Raporu" da AB'yi otonom bir hukuk düzeni olarak tanımlamış, ancak bu özgünlüğün lex specialis düzeyinde kalması gerektiğini vurgulamıştır. AB'nin uluslararası hukukla ilişkisi, hem normatif düzenlemeler hem de ABAD içtihatları ışığında çok boyutludur. AB antlaşmaları, uluslararası hukuka titizlikle uyma taahhüdü içerse de, uygulamada bu uyum çeşitli sınavlardan geçmektedir. ABAD, uluslararası antlaşmalara doğrudan etki tanırken, bu etkiyi açık, kesin ve koşulsuz normlarla sınırlandırmaktadır. Karma antlaşmalar ve uluslararası sorumluluk meseleleri, AB'nin hukuki özerkliği ile uluslararası yükümlülükleri arasındaki dengeyi zorlamaktadır. Özellikle Antarctic MPA ve Opinion 1/19 kararları, yetki paylaşımı ve sorumluluk alanlarında yaşanan gerilimleri ortaya koymaktadır. AB, uluslararası hukuku kendi iç hukukuna entegre etmekte seçici davranmakta; temel haklar ve özerklik ilkesi söz konusu olduğunda uluslararası hukuka bağımlılığı reddetmektedir. Kadı ve Opinion 2/13 gibi kararlar, AB'nin dış yargısal denetime mesafesini ve kendi yargısal yetkisini koruma refleksini göstermektedir. Bu durum, AB'yi uluslararası hukuka entegre ama aynı zamanda mesafeli bir aktör hâline getirmektedir. Güncel gelişmeler, özellikle Trump'ın dışlayıcı politikaları ve Çin'in yükselişi, AB'nin uluslararası hukukla ilişkisini ve küresel rolünü daha da karmaşık hâle getirmiştir. AB, hem içeride ulusal egemenlik talepleriyle hem de dışarıda jeopolitik baskılarla mücadele etmektedir. Bu bağlamda, AB'nin kriz yönetimi operasyonları, uluslararası hukuk açısından AB'nin sınandığı önemli bir alan olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada kriz yönetimi operasyonlarının kavramsal temelleri, AB'nin kurumsal yapısı, yetki devri ve sorumluluk ilişkileri detaylı şekilde incelenmiştir. AB'nin askerî operasyonlarında ortaya çıkan hukuka aykırı fiillerin kime atfedileceği sorunu, yetki devri ve etkin kontrol kriterlerine bağlıdır. Ancak bu süreçlerin şeffaf olmaması, sorumluluğun belirsizleşmesine yol açmaktadır. BM örneğinde yaşanan ihmaller, AB açısından da uyarı niteliği taşımaktadır. Zira AB'de de hükûmetlerarası karar alma ile Brüksel merkezli uygulama süreçleri arasındaki ikilik, sorumluluğun net biçimde belirlenmesini güçleştirmektedir. Uluslararası hukukun ikincil kurallarını belirleyen ARSIWA ve DARIO metinleri bağlamında, AB'nin sorumluluğu özellikle DARIO'nun 4. ve 7. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Behrami/Saramati, Nuhanović ve Srebrenitsa davaları, ikili atfedilebilirliğin mümkün olduğunu göstermektedir. AB, kriz yönetimi operasyonlarında etkin kontrol icra ettiği ölçüde sorumlu tutulabilmektedir. ABAD içtihatları da, ODGP'ye ilişkin işlemler yönünden bireylerin temel hak ihlalleri için AB'ye dava açabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, AB'nin kriz yönetimi operasyonlarından doğan uluslararası sorumluluk, AB'nin küresel aktör olarak meşruiyeti ve etkinliği açısından kritik öneme sahiptir. Hukuki ve kurumsal düzenlemelerin güçlendirilmesi, sorumluluğun açık biçimde belirlenmesi ve mağdur haklarının korunması, AB'nin uluslararası normatif güç olma iddiasını destekleyecektir. Çalışma, mevcut tartışmaları sistematik biçimde derleyerek, gelecekteki akademik çalışmalara tutarlı bir zemin oluşturmayı hedeflemektedir.