Ankara'da belediyelere bağlı kadın sığınmaevlerinde barınan kadınların sosyodemografik özellikleri ve birinci basamak sağlık hizmetlerine yönelik düşünceleri
Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tez Danışmanı: Ayşe Selda Tekiner
Tezin Onay Tarihi: 2020
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Kadına yönelik şiddet, çözümlenmesi için kolektif bir bakış açısını ve temelde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını gerektiren küresel bir problemdir. Şiddetin yaygınlığı ve yol açtığı fiziksel, ruhsal ve sosyal sorunlar düşünüldüğünde koruyucu önlemlerin alınması ve şiddete maruz kalan kadınların erken fark edilerek desteklenmesi hem şiddet gören kadın hem de varsa çocukları için önemlidir. Tıbbi bakım arayan herkese kapsamlı bakım sağlayarak, yaş ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın bireyi merkeze alıp biyopsikososyal ve varoluşçu boyutlarıyla hastasına bütüncül olarak yaklaşan bir disiplin olan aile hekimliği, ülkemizde en yaygın sağlık hizmet ağı olup hastaların birinci başvuru basamağı olması beklenmektedir ve şiddet mağdurlarının yardım ve yönlendirme talebi ile aile hekimlerine başvurmaları makul görünmektedir. Bu çalışmada kadınların sosyodemografik özellikleri ile sığınmaevine başvurmadan önceki süreçte aile hekimlerine başvurma ve şiddet gördükleri bilgisini paylaşma sıklıklarının belirlenmesi, hekime ve aile hekimliği sistemine yönelik düşüncelerinin tespit edilmesi ve bu sayede aile hekimliği sisteminin geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunularak mevcut sisteme ışık tutulması amaçlanmaktadır. 1 Nisan 2019–31 Mayıs 2019 tarihleri arasında T.C. Ankara Büyükşehir Belediyesi, T.C. Çankaya Belediyesi ve T.C. Keçiören Belediyesi Kadın Sığınmaevlerinde gerçekleştirilen çalışma 52'si eş/partner şiddeti, 3'ü ebeveyn/kardeş şiddeti nedeniyle sığınmaevinde barınan 55 katılımcı ile tamamlanmıştır. Açık uçlu soruları da içeren bir yarı yapılandırılmış görüşme formu geliştirilmiş ve derinlemesine mülakat yöntemi uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 35,76 ± 10,88 olup %50,9'u evli, %30,9'u ilkokul mezunu iken %65,5'inin aile tipi çekirdek ailedir ve %76,4'ü kent merkezlerinde yaşamaktadır. Katılımcıların %30,4'ü aile zoruyla evlendirilmiştir. %50,1'inin sığınmaevine başvurmadan önce meslek sahibi olduğu belirlenmiştir. Şiddet çoğunlukla evliliğin ilk 2 senesi içinde ve çocuk sahibi olmadan başlamıştır. Psikolojik şiddetin zamanla fiziksel şiddete dönüştüğü ve çoğunlukla bunlara cinsel ve ekonomik şiddetin de eşlik ettiği belirlenmiştir. Sığınmaevlerinden haberdarlık ağırlıklı olarak kolluk kuvvetleri (%34,5) ve çevre aracılığıyla sözel bilgilendirme (%34,5) sayesinde olmuştur. Katılımcıların %50,1'i sığınmaevine başvurmadan önce ayda 1 veya daha sıklıkla aile hekimliğine başvurduklarını bildirmiştir. Kadınların %89'u şiddete maruz kaldığını aile hekimi ile paylaşmamış olup utanma, hekimle iletişim eksikliği, gizlilik endişesi ve konunun aile hekimliği alanı dışında olduğunu düşünme öne çıkan nedenlerdir. Hekim ile şiddet gördüğünü paylaşan kadınların %57,1'i herhangi bir yönlendirmede bulunulmadığını belirtmiştir. Katılımcılar aile hekimliğinin şiddetin önlenmesinde kadına yönelik şiddetin sorgulanması ve gerekli yönlendirmelerin yapılması (%65,5) ve ASM'de psikolojik destek sağlanması (%34,5) şeklinde katkılarının olabileceğini belirtmişlerdir. ASM'de kadına yönelik şiddet hakkında bilgilendirme tercihleri sorulduğunda kadınların %78,2'si hem yazılı olarak hem de muayene esnasında sözel olarak bilgilendirilmek istediklerini belirtmiştir. Katılımcılara şiddetin önlenebilirliğine ilişkin düşünceleri sorulduğunda ise, eşinin ailesiyle yaşayanlarda daha yüksek oranlarda olmak üzere, şiddetin aile desteği ile önlenebilirliği (%45,5) ve eşin/partnerin psikolojik yardım alması ile önlenebilirliği (%34,5) düşünceleri öne çıkmıştır. Bu çalışmada literatürle uyumlu olarak yerleşim yeri, öğrenim düzeyi, meslek sahibi olma durumu, refah düzeyi fark etmeksizin her kesimden kadının şiddet mağduru olabildiği görülmüştür. Ailesi veya yakın çevresi ile şiddete maruz kaldığını paylaşan çoğu kadının destek bulamadığı, yuvasını dağıtmaması ve idare etmesi yönünde telkinde bulunulduğu görülmüştür. Aile hekimlerinin çekirdek yeterlilikleri kapsamında bütüncül bakım vererek şiddet mağdurlarının tanı ve tedavisinde rol oynaması için hekim ve yardımcı sağlık personelinin eş/partner şiddeti hakkında bilgilendirilerek yaklaşım konusunda donanımlı hâle getirilmesi, şiddeti düşündüren öykü ve bulguların hekimler ve yardımcı sağlık personelince farkında olunması, bireyi merkeze alan ve otonomisine saygı duyarak hastayla ortaklaşa hareket eden kişi merkezli bakım sağlanması, biyopsikososyal modellemenin kültürel ve varoluşçu boyutlarıyla ele alındığı bütüncül yaklaşım ilkesinin benimsenmesi, etkili bir iletişimle doktor ve hasta arasında zaman içinde gelişen bir ilişki kurulması, klinisyenin tekrarlayan vizitlerde kadına desteğini sürdürerek seçenekleri hakkında bilgi vermesi ve yardımcı olabilecek kurum ve kuruluşlara yönlendirilmesi şiddet mücadelesinde öne çıkmaktadır. Aile hekimi eş/partner şiddetinin fark edilmesi ve şiddet mağdurunun destek sistemlerinin harekete geçirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Eş/partner şiddetinden şüphelenilmesi ya da varlığının saptanması durumunda birinci basamak sağlık hizmetlerinin ulaşılabilirliği, hasta merkezli ve süreklilik arz eden bakım verilmesi nedeniyle, aile hekimi şiddet mağduruna yardım için ideal hekimdir.