Osmanlı Ulemâsının III. Selim ve II. Mahmud Reformları Karşısındaki Tavrı


Doç. Dr. AHMET ŞAMİL GÜRER

Tez Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih A.B.D., Türkiye

Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak

Tezin Onay Tarihi: 1996

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

XVI. yüzyılın sonlarına kadar askeri ve iktisadi üstünlüğünü koruyan

Osmanlı İmparatorluğu, XVII. yüzyılın başlarından itibaren bu üstünlüğü

kaybetmeye başlamış, ciddi sosyal, iktisadi ve askeri problemlerle karşı

karşıya gelmiştir. Osmanlı müesseselerinin bir çoğu, gelişen Batı dünyasının

ekonomik, teknolojik ve askeri gücü karşısında eski işlerliğini yitirmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun içerisine düştüğü bu buhranı aşmak için bazı

Osmanlı aydınları bir takım çözüm yolları önermişler, devlet adamları da bir

takım tedbirler almaya çalışmışlardır. Ancak, XVII. yüzyılın sonlarına kadar

alınmasına çalışılan bu tedbirler, daha çok geleneksel metodlarla bozulan

kurumların ısHihına yönelik olmuştur. Bu arada XVIII. yüzyılın başlarından

itibaren Osmanlıların diplomatik ilişkilerle Batı dünyasını tanımaya

başlamaları, onlarda söz konusu kurumların ıslahı için Batılı yöntemlerin de

kullanılabileceği fikrini uyandırmıştır. Böylece bu fikirterin etkisiyle

Türkiye'nin Batılılaşma veya çağdaştaşma süreci başlamıştır. Lale Devri'nde

başlayan bu Batılılaşma çabaları, XVIII. yüzyılın sonlarına kadar büyük

ölçüde askeri ve teknolojik alanlarla sınırlı kalmış ve oldukça yavaş işlemiştir.

1789 yılında III. Selim'in tahta geçişinden itibaren yoğunluk kazanan

Batılılaşma çabaları, askeri ve teknolojik alanlar dışına da taşarak sosyal

hayatı etkilerneye başlamıştır. Sultan Il. Mahmud'un 1826 yılında Yeniçeri

Ocağı'nı lağvetmesinden sonra da geleneksel Osmanlı müesseselerinin bazıları

tasfiye edilerek yerine Batılı anlamda yeni müesseseler kurulmuştur. Adları

geçen her iki yenilikçi padişah da reformlarını uygulamaya çalışırken

kendilerinden önceki reformİstlerden daha fazla Batılı yöntemler tatbik

etmişler ve Batılı uzmanlardan faydalanmışlardır.

iii

Ancak, bu yenileşme çabaları başından beri toplumun muhafazakar

kesimleri tarafından tepkiyle karşıianmış ve bu kesimlerin muhalefeti

sebebiyle zaman zaman kesintiye uğramıştır. Genellikle bu muhafazakar

kesimlerin başında bir bütün olarak ulema sınıfının yer aldığına dair kısmen

doğru, fakat eksik bir kanaat vardır. Konunun bu yönünü incelediğimiz

çalışmadan elde ettiğimiz sonuca göre, söz konusu reformlar karşısında ulema

sınıfı da devletin diğer idareci sınıfları olan "kalemiyye" ve "seyfiyye"

mensuplarından farklı bir tutum sergilememişlerdir. Ulema sınıfının bir kesimi

reformları destekler, hatta bizzat icrasında yer alırken, diğer kesimi

reformlara şiddetle muhalefet etmiştir. Onların reformları destekleme veya

yerine göre karşı çıkış sebeplerinin başında içerisinde bulundukları sosyal ve

ekonomik konumları gelmiştir. Üst kademedeki ulema aristokrasisi, III. Selim

ve Il. Mahmud'u reform çabalarında genellikle desteklerken, ilmiye sınıfının

alt tabakalarında yer alanlar bu reformlara karşı çıkmışlardır. Yenileşmeye

karşı çıkış sebeplerinin en başında gösterilmek istenen dini taassub meselesi

ise, ilk ve temel sebep değil, bu sebepler içerisinde en sonda yer alan tali

sebeplerden biri olmuştur.