Vücut kompozisyon analiz verilerinin total tiroidektomi sonrası hipokalsemi ile ilişkisi
Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tez Danışmanı: Volkan Genç
Tezin Onay Tarihi: 2017
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Amaç: Bu çalışmanın amacı, biyoelektrik impedans analizi ile elde edilen vücut kompozisyonu parametrelerinin total tiroidektomi sonrası görülen hipokalsemi ile ilişkisini ortaya koymaktır.
Giriş: Hipokalsemi, tiroid cerrahisinin sık görülen, çoğunlukla geçici ve kolaylıkla tedavi edilebilen bir komplikasyonudur. Ancak hangi hastada gelişeceği tam olarak kestirilememekte ve sıklıkla postoperatif geç dönemde, hatta taburculuk sonrasında bile ortaya çıkabilmektedir. Bu da daha uzun hastane yatış sürelerine veya gereksiz kalsiyum profilaksisine sebep olmaktadır. Bu nedenle hastalarda total tiroidektomi sonrası hipokalsemi gelişip gelişmeyeceğini öngörmek optimal bir taburculuk, tedavi planı ve takip için çok önemlidir.
Gereç ve yöntem: Prospektif ve kesitsel olarak tasarlanan bu çalışmaya Mart 2014 – Haziran 2017 tarihleri arasında toplam 113 hasta dâhil edildi. Tek cerrah tarafından total tiroidektomi yapılan bu hastalar, postoperatif kalsiyum düzeylerine göre; biyokimyasal hipokalsemi gelişen (kalsiyum <8 mg/dL) ile gelişmeyen (kalsiyum ≥8 mg/dL) şeklinde iki gruba ve klinik özelliklerine bakılarak semptomatik hipokalsemi gelişen ile gelişmeyen şeklinde farklı iki gruba ayrıldı. Ardından grupların ayrı ayrı vücut komponent parametreleri ile olan ilişkisi değerlendirildi. Ek olarak hasta ve hastalık ile ilgili diğer faktörler de semptomatik ve biyokimyasal hipokalsemi ile ilişkileri açısından değerlendirildi. Sonuçlar ortalama, ortanca ve frekans olarak verildi; p değerinin <0,05 olması istatistiksel anlamlılık olarak kabul edildi.
Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların 95’i kadın ve 18’i erkek idi. Yaş ortalamaları ise 50,7 ± 12,9 (23-78) olarak hesaplandı. Bir yıllık takipler sonunda hiçbir hastada kalıcı hipokalsemi görülmedi. Saptanan hipokalsemilerin tamamı geçici idi. Hastaların 23’ünde (% 20,3) semptomatik hipokalsemi; 26’sında ise (% 23,0) biyokimyasal hipokalsemi saptandı. Preoperatif dönemde vücut kompozisyon analizi ile elde edilen boy, kilo, vücut kitle indeksi, vücut yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi, kas kütlesi, kemik mineral miktarı, bazal metabolizma hızı, metabolik yaş, visseral yağlanma ve obezite derecesi semptomatik hipokalsemi görülen hastalarda görülmeyen hastalara göre daha düşük düzeylerde saptandı. Ancak bu parametreler ile semptomatik ve biyokimyasal hipokalsemi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Sadece toplam vücut sıvısı, semptomatik hipokalsemi görülen hastalarda görülmeyen hastalara göre sınırda anlamlılık düzeyinde daha düşük ölçüldü (p=0,050). Diğer değişkenler açısından bakıldığında ise daha yaşlı, nodül çapı 40 mm’den büyük, retrosternal yerleşimli tiroide sahip, piyes ağırlığı 100 g’dan büyük ve paratiroid ototransplantasyonu yapılan hastalarda semptomatik hipokalsemi görülme oranının daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca postoperatif yatış süresi, semptomatik ve biyokimyasal hipokalsemi görülen hastalarda görülmeyen hastalara göre anlamlı derecede daha yüksek idi.
Sonuç: Semptomatik veya biyokimyasal hipokalsemi ile vücut kompozisyonu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak vücut adipozitesi ve obezite ile ilişkili parametrelerin semptomatik hipokalsemi saptanan grupta daha düşük bulunması ve bu grupta vücut toplam sıvısının anlamlı ölçüde daha düşük ölçülmesi oldukça manidardır. Bu konudaki çalışmalar her ne kadar yetersiz olsa da obezitenin hem hücresel düzeyde, hem hormonal düzeyde, hem de visseral düzeyde kalsiyum metabolizması üzerine olan etkisi aşikârdır. Ancak obezitenin tiroidektomi sonrası hipokalsemi için bir risk faktörü mü yoksa koruyucu bir etken mi olduğu araştırılmaya muhtaç bir konudur.