Türkiye'de 1930-1940 yılları arasında seçkinci söylemin oluşumu: Falih Rıfkı Atay ve Peyami Safa, karşılaştırmalı bir analiz


Creative Commons License

Doç. Dr. TEZCAN DURNA

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Medya Ve İlet.Çal.Ab, Türkiye

Tez Danışmanı: Nur Betül Çelik

Tezin Onay Tarihi: 2007

Tezin Dili: Türkçe

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışmada, Türkiye’nin 1930-1940 yılları arasında dönemin etkin yazarları olan Peyami Safa ve Falih Rıfkı Atay’ın metinleri temel alınarak seçkinci söylemin kurulusu incelenmiştir. Çözümleme için, yazarların metinlerinde “halkın söylemsel inşası”, merkezi tema olarak belirlenmiştir. Bu merkezi temanın, bir söylem olarak “modernleşme/medenileşme” ile “halkın birliği” tahayyülü ve “millet” kavramına geçisin bir göstergesi olarak kültürel ve ahlaki değerler söylemleriyle ilişkileri çözümlenmiştir. Bu ikili eklemlenme sayesinde birliğe kavuşturulurken halkın, aynı zamanda heterojen unsurlarından nasıl arındırıldığına dikkat çekilmiştir. Seçkinci söylemi kuran en önemli argüman, toplumu bilenlerin yönetmesi iddiasıdır. Bu argüman, “yöneten-yönetilen”, “halk-devlet”, “seçkin-kitle” gibi karşıtlıkları üretir. Bu karşıtlıklar arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ortaya çıkaran “bilgili olmak” ayrımı, siyasal katılıma dair algıyı da belirlemektedir. Halkçı söylem, esas itibariyle “halk” kavramının içini dolduran tikel unsurların popüler siyasal taleplerinin birbirlerine eklemlenmesi sonucu ortaya çıkacaktır. Ancak bizim çalışmamızda seçkinci söylemin çözümlenmesi için metinleri incelenen yazarların söyleminde halk, toplumsal ve siyasal birliğin göstergesi olarak tanımlanırken, tikel unsurlar dışlanmakta, homojen bir bütünlük içine yerleştirilmektedir. Bu bütünlük tahayyülünde halkı söylemsel olarak metinlerinde kuran yazarlar, aynı zamanda halkın yönetime katılmaya ehil olmadığı, bu nedenle de devletin askın denetleyici ve yönlendirici gücüne ihtiyaç duyduğu gibi iddialara yaslanmaktadırlar. Böylece dönemin genel halkçı söyleminin inşasında rol oynayan iki yazarın söyleminin de esas itibariyle retorik düzeyde bir halkçılığı ve dolaylı olarak seçkinci söylemi ürettiği ortaya çıkmaktadır.