Ağız Yanması Sendromu'nda Nörolojik, İmmunolojik ve Psikomatik Durum Değişiminin Tam Kan, Serum ve Tükürük Örneklerinde Değerlendirilmesi


Dağlıoğlu N., Namdar Pekiner F. M., Keser G., Yanıkkaya Demirel G., Aru B.

TÜBİTAK Projesi, 1001 - Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı, 2026 - 2028

  • Proje Türü: TÜBİTAK Projesi
  • Destek Programı: 1001 - Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı
  • Başlama Tarihi: Ocak 2026
  • Bitiş Tarihi: Temmuz 2028

Proje Özeti

Uluslararası Orofasiyal Ağrı Sınıflaması (ICOP), ağız yanması sendromu’nu (AYS) “klinik muayene ve araştırmada belirgin nedensel lezyonlar olmaksızın, günde 2 saatten fazla ve 3 aydan uzun süre boyunca günlük olarak tekrarlayan, oral mukozada yanma veya disestetik his” olarak tanımlamaktadır. AYS’nin genel nüfusun %4'ünü ve tüm postmenopozal kadınların %18-33'ünü etkilediği belirtilmektedir. Hastalar herhangi belirgin klinik değişiklikler olmaksızın şiddeti değişebilen unilateral ya da bilateral ağız içinde ağrı veya yanma hissinden şikayet ederler. Ağrı/yanma hissinin en sık görüldüğü yer dil ucu olsa da damak, dudak, palatal mukoza olmak üzere tüm mukozalar etkilenebilir. Ağrı/yanma hissine sıklıkla kserostomi (tükürük salgısının azalması olmadan), disestezi ve tat alma değişiklikleri de eşlik eder. AYS'nin etiyolojisi bilinmemektedir. Günümüzde ICOP bu patolojiyi idiyopatik olarak kabul etmekle birlikte nörolojik, immünolojik ve psikosomatik durumdan etkilenen çok faktörlü bir etiyolojiye sahip olduğunu öne süren çalışmalar bulunmaktadır. Ayrıca, AYS'nin, kserostomi (radyoterapi, ilaçlar veya Sjögren sendromu nedeniyle oluşan), kandidiyazis veya disgeuzi (B1, B2, B6 ve B12 vitaminleri, çinko, ferritin veya folik asit eksikliği) nedeni ile ortaya çıkabilecek benzer oral mukoza semptomlarından ayırt edilmesi gerektiğinin dikkate alınması önemlidir. Günümüzde AYS tanısı çoğunlukla hastalığın niceliksel belirtileri olmadan hastaların semptomlarını tanımlamasına dayanmaktadır, bu da tanı sürecini zorlaştırmaktadır. Bu karmaşık tabloda, AYS'li hastalarda periferik kan, serum ve tükürük biyobelirteçlerinin incelenmesinin tanı sürecinde yardımcı olabileceği düşüncesi ile gerçekleştirilen araştırmalarda çeşitli biyobelirteçler araştırılmış, ancak elde edilen bulgular günümüze dek klinik uygulamalarda kullanılamamıştır.

Önerilen projede Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyoloji A.D.’ı Kliniğine ağrı ve yanma şikayeti ile başvuran, yaş ve cinsiyet bakımından benzer AYS ön tanısı konmuş 40 birey “çalışma grubunu” ve klinik tanısı AYS olmayan sağlıklı, oral mukozada herhangi bir lezyon saptanmayan 40 birey ise “kontrol grubunu” oluşturacaktır. Tüm hastaların detaylı anamnezi alınacak ve ekstra-intraoral ve radyografik muayeneleri, ön laboratuar testleri (açlık kan şekeri, hemoglobin, hematokrit, serum demir, demir bağlama, Vit. B12, folik asit) ve tükürük akış hızı (ml/dk) araştırması sonrasında AYS tanısı alan bireylerden tam kan, serum ve tükürük örnekleri alınacaktır. Kontrol grubunu oluşturan bireylerinde benzer şekilde değerlendirmeleri yapılarak tam kan, serum ve tükürük örnekleri elde edilecektir. Ayrıca her iki gruba depresyon ve anksiyete testleri uygulanacaktır. Alınan örneklerde  dünyada henüz tanı ve tedavi kriterleri tam oluşmamış olan AYS’nin etyolojisinde GABA, opiorfin, cathepsin-G, periferik  T regülatör hücreler, nöroinflamatuar kemokinler, IgG1-G4, IgA, IgM ve eser elementlerin rolünün sırası ile LC-MS/MS (Liquid chromatography–mass spectrometry), akan hücre ölçer (flow cytometry), Enzimle Bağlantılı İmmün Sorbant Testler (ELISA) ve atomik absorpsiyon ölçüm yöntemleri ile Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İmmünoloji Anabilim Dalı ve Ankara Üniversitesi Adli Toksikoloji Anabilim Dalı Laboratuvarlarında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Belirtilen parametreler ile AYS arasındaki korelasyon araştırılarak AYS’li hastalarda tanıya ulaşmayı kolaylaştıracak en verimli ve en etkin protokolün tanımlanması öngörülmektedir.

Pek çok hastalıkta kan, serum ve tükürük biyobelirteçleri tanı bakımından yol göstericidir.  AYS'nin patogenezi hakkındaki sınırlı bilgimiz göz önüne alındığında, tanı için normal biyolojik, patolojik süreçlerin göstergeleri olan bu biyobelirteçler hastalığın tanısı ve prognozu için yararlı bilgiler sağlayabilir. Ayrıca, yeni klinik biyobelirteçlerin araştırılmasında tükürüğün kullanılması, invaziv olmayan örnekleme ve kolay toplama yöntemleri nedeniyle ümit verici bir yaklaşımdır.