“Kronik lenfositer lösemi (KLL)’de kanda ve eksozom düzeyinde fosfatidilserin (PS) ve Tyro3-Axl-Mertk (TAM) Reseptör Tirozin Kinaz (RTK) düzeylerinin belirlenmesi”
ÖZSOY ERDAŞ N. (Yürütücü)
Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Doktora, 2021 - 2023
- Proje Türü: Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje
- Destek Programı: BAP Doktora
- Başlama Tarihi: Ocak 2021
- Bitiş Tarihi: Şubat 2023
Proje Özeti
Kronik Lenfositer Lösemi (KLL); yetişkinler arasında en yaygın görülen lösemi
türlerinden biri olup; kanda, kemik iliğinde, lenf nodu ve dalakta neoplastik B
lenfositlerinin klonal artışı ve birikimi ile karakterize bir hastalıktır. Bu çalışmada, KLL
hastaları ile sağlıklı kişilerde plazma ve eksozom yüzeyinde fosfatidilserin (PS), Tyro-3,
Axl ve MERTK (TAM) reseptör tirozin kinaz (RTK) düzeylerindeki farklılığının
belirlenerek hastalığın oluşum sürecindeki etkisinin saptanması amaçlanmıştır.
Çalışmaya, ortanca yaş 61 yıl (38-93 arası) olan, Rai (O-I) evresinde yeni tanı
alan/tedavisiz takip edilen 25 KLL hastası (11K/14E) dahil edilmiştir. Ayrıca, ortanca
yaşları 37 yıl (22-55 arası) olan 15 sağlıklı kişi (11K/4E) kontrol grubu olarak çalışmaya
katılmıştır. Hasta ve sağlıklı kişi plazmalarında, PS ve TAM RTK seviyelerine ELISA
yöntemi ile, eksozomlardaki düzeyine ise akım sitometri yöntemi ile bakılmıştır.
“Boyutça eleme kromotografisi” yöntemi ile saflaştırılan eksozomların karakterizasyonu;
partikül boyut ölçümü ve CD9/CD81 belirteçleri işaretlenerek yapılmıştır.
Bu çalışma ile, KLL hastalarında PS seviyesinin plazma ve eksozom yüzeyinde sağlıklı
kişilere göre anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır (p<0.0001). Plazmada TAM RTK
seviyeleri hastalarda sağlıklı kişilere göre azalmış görünmesine rağmen (sırasıyla;
p<0.001, p<0.0001, p<0.0096), eksozom yüzeyinde bu reseptörlerin hastalarda sağlıklı
kişilere kıyasla anlamlı oranda arttığı tespit edilmiştir (p<0.0001). Bu sebeple, KLL
hastalarında TAM RTK’lar hedeflenerek yapılacak tedavilerde başarı sağlanabileceği,
ancak PS miktarındaki azalma sebebiyle, solid tümörlerde uygulanan tedavilerin KLL
hastalarında uygun olmayacağı düşünülmüştür. Bu bulguların, ileri klinik çalışmalar ile
desteklendiğinde, gelecekte KLL hastaları için yeni tanı/tedavi yöntemlerinin
geliştirilmesi yönünde katkı sağlayabileceği ifade edilebilir.